Statüko
Salı, 23 Mart 2010 11:39


AKP iktidarı, vaatlerinden hangisini yerine getirme konusunda daha başarılı?
3Y diye sloganlaştırılan yoksulluk, yolsuzluk ve yasakların kaldırılmasında mı? Demokratikleşmede mi, hak hukukta mı? Sağlıkta mı, eğitimde mi, ulaştırmada mı?
Bana soracak olursanız, AKP’nin başarılı olduğu asıl konu, ‘statüko ile mücadele’de verdiği sözü tutmasıdır.
O statüko, AKP’nin hiç mi hiç işine gelmeyen ‘statüko’dur, doğal olarak!
‘Kurulu düzen, var olan durum’ anlamına gelen statüko kavramı üzerine kafa yoralım biraz.
Eğer kendinize çağdaş dünya görüşüne sahip bir kimlik biçiyorsanız, kuşkusuz statükoya da karşısınızdır, değişimden yanasınızdır.
Peki bu durumda, örneğin Cumhuriyetin temel ilkelerini ve o ilkelerin değiştirilemezliğini savunmak, statükoculuk mudur? Günümüzde bu ilkeleri savunanlara statükocu deniyor. Kim diyor? AKP’liler, AKP yandaşları, liberal aydın diye nitelenen İkinci Cumhuriyetçiler…
Peki, onlar nasıl tanımlıyor kendilerini? Muhafazakar, muhafazakar demokrat…
Muhafazakarlar statükoya savaş açıyor, ilginç!
Başka deyişle, statükoya yüklenen anlam, durulan yere göre değişiyor. İktidar yasamada, yürütmede ve yargıda yaşanan ve reform bekleyen sorunlara, muhafazakar duruşuyla, kendine özgü çözümler getirme uğraşına giriyor, ki buna aynı zamanda ‘muktedir’ olma çabası da diyebilirsiniz!
Kürt açılımda kullanılan “Statükonun devam etmesi demek, daha fazla şehit, daha fazla ölüm, daha fazla kan demektir” söyleminin, “Mahkeme gerekirse teröristin ayağına da gider” eylemine temel oluşturduğunu gördük.
Statüko, Balyoz operasyonunda da değişti örneğin. Adalet Bakanlığı’nın ‘torpil’ genelgesi de denilen kararıyla polisin ifadesini alamayacağı kimi komutanlar, 4 gün emniyette ağırlandı!
Statükodaki değişimi Meclis ’te yaşanan kavgalarda da izledik. Protokolde Cumhurbaş- kanı’ndan sonra gelen Meclis Başkanı Başbakan’dan, Meclis Başkan Vekili de Başbakan Yardımcısı’ndan azar işitti.
Erzurum-Erzincan hattında yaşanan olay da statüko kavgasının bir başka örneğiydi. Hukukçular hala kimin kimi sorgulayıp yargılayabileceği konusunda anlaşabilmiş değil.
Şimdi gündemde anayasa değişikliği, hedefte de asker ve yargı var. Siz bu değişikliğe statüko ile mücadelede yeni bir adım diye de bakabilirsiniz.
Bu birkaç örneğe ve son yıllarda ülkenin yaşadığı değişime bakın ve statükonun ne olduğuna siz karar verin.
Gazete yazıcısı Özdemir İnce, evrensel statükoyu ‘küresel, liberal ve emperyalist kapitalizm’ diye tanımlıyor. Bu noktadan baktığınızda, iktidar için ‘statükocunun Allahı’ diyebilirsiniz. İşine gelmediği için güya IMF’ye posta koyan iktidarın, küresel, liberal ve emperyalist kapitalizmin hizmetinde olmadığı söylenebilir mi?
Değilse, 8 yılda hangi sendikal hak istemi karşılık buldu, Tekel işçisine gözdağı veren Patagonya’nın Başbakanı mıydı, işçi eylemine destek veren öğrenciler hangi ülkede okuldan atıldı? Grev hakkı olmayan memur, toplu sözleşme masasına boynu bükük oturmuş olmaz mı?  
İktidarın ‘statüko’dan kastı, öyle anlaşılıyor ki bizatihi Cumhuriyet’in kendisi. Yerine koymak istediğiyse bir başka Cumhuriyet.
Üniversitede yöntembilim okurken bilimsel anarşist Paul Karl Feyerabend’e hayran olan benim gibi birinin statükoyu savunması trajikomik. Ama ne yapalım, birileri Cumhuriyet’in getirdiği ışıktan rahatsız oluyorsa, varsın ben de statükocu olayım.

Esat Kaplan'ın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız