| Sorun İslami mi, insani mi? |
| Pazartesi, 07 Haziran 2010 14:18 | |||
![]() Yazmayacağım diyordum. Dış politika netameli iştir; uzmanlık ister; kırılma noktalarını bilmek, algılamak, anlamak gerekir. Oysa konu çoktan dış politika sorunu olmaktan çıktı. Türkiye bir kez daha tek ses olamadı, İsrail krizi miting meydanlarının biricik gündem maddesi haline geldi. Biri ‘öldürmeyeceksin’ deyince, öteki ‘çalmayacaksın’ dedi. O halde benim de gazete yazıcısı sade bir yurttaş olarak düşüncemi söyleme hakkım var! Hitler’in toplama kamplarından bugüne… Heyhat!.. İsrail, mazlumdan nasıl bir zalim çıkacağını, anlamak isteyen herkese bir kez daha gösterdi. Çok ileri gitti. Bu, sağduyu sahibi herkesin gördüğü!.. Bir de şeytanın gör dediği var. İktidar, Gazze konvoyunu tamamen kendi dışındaki bir organizasyonu olarak niteliyor. Milletvekillerinin konvoya katılmaması da böyle açıklanıyor. Eyvallah! İnsani Yardım Vakfı, bir NGO. Non governmental organization, yani hükümet dışı bir sivil toplum kuruluşu. Ancak yapmak istediği, yaptığı şey uluslararası bir organizasyon. Gazze’ye ulaşsa da ulaşmasa da giriştiği hareketin çok önemli siyasal sonuçları olacağı belliydi. İsrail bunun farkındaydı da Türkiye değil miydi? Olası sonuçlar öngörülemedi mi? Türk istihbaratı ne iş yaptı? Bu soruların yanıtları belli, sanırım. İktidar, yardım harekatının bırakın dışında olmayı, tam ortasındadır bana kalırsa… Amaç da ‘yeni Osmanlı’ diye nitelenen yeni Türk dış politikasının etkinliğinin ortaya konmasıdır. Krizin ardından Türkiye’nin İsrail’e, ABD’ye ve BM’ye yaptırabildikleri düşünüldüğünde, şimdilik amaca ulaşılamadığı da ortadadır. Şeytanın gör dediği bir başka nokta daha var. Gemi baskınının yaşandığı gün İskenderun’da 6 şehit verdik. İsrail baskınında ise 9 gönüllü öldürüldü ya da şehit oldu. Nasıl algılıyorsanız… İskenderun’da teröre kurban verilenler, birilerinin bir zamanlar ‘kelle’ diye nitelediği şehitlerdi. Kelle diyorlardı, çünkü iktidar sahiplerinin deyişiyle, PKK terör örgütünün üzerinden Türkiye Cumhuriyeti pasaportu çıkıyordu. İktidar sahipleri sadece şunu söyleyemiyordu: Üzerinden Türkiye Cumhuriyeti pasaportu çıkan teröristler de müslümandı! Oysa Gazze açıklarında durum öyle miydi? Ölenler Müslüman, öldürenler Yahudi’ydi! Bu çerçevede bir de PKK-Hamas karşılaştırması ile başlayan tartışma var. Sanırım tartışma Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök’ün şu sorusuyla başladı: Yarın ‘Kürtlere yardım’ bahanesi altında bazı sivil toplum gemileri İskenderun limanına dayanırsa, hazır bir senaryonuz var mı? Başbakan Erdoğan, Hamas’ı terör örgütü olarak kabul etmediğini öteden beri açıkça söylüyor. “Onlar topraklarını savunuyorlar. Seçim kazandılar, ama onlara iktidarda kalma fırsatı bile vermediler. Hani demokrasi?” diye soruyor. Başbakan’ın görüşüne katılırız katılmayız, başka konu. Ama şurası çok açık ve net ki Türkiye’nin terör örgütü olarak görmediği Hamas’ı, ABD de Avrupa ülkeleri de terör örgütü olarak kabul ediyor. Türk dış politikasının resmi teziymiş gibi ikide bir ileri sürüp durduğumuz bu düşünce, uluslararası toplumda kabul görmüyor. Dolayısıyla bizim ne söylediğimizden çok, egemen güçlerin ve uluslararası hukukun ne söylediği önemli. Onca kavga gürültü arasında iki devlet birbirine girdi, uluslararası toplum sözde ayağa kalktı, ancak Gazze’deki insanlık dramına yine son verilemedi. Yıllardır Hamas propagandası yapacağımıza Gazze propagandası yapsaydık, uluslararası topluma Gazze’deki çocukları anlatsaydık, hiç olmazsa bir arpa boyu yol almış olmaz mıydık? Keşke sorunu İslamileştirmekten vazgeçsek ve insanileştirerek çözmeye çalışsak! Esat Kaplan'ın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

