| Sevgiyle Yılmaz Amca |
| Pazartesi, 03 Mayıs 2010 13:18 | |||
![]() İnsan vardır, söylese de dinlesek; yazsa da okusak dersiniz! Yılmaz Amca gibi… Yılmaz Akkılıç gibi… Kötülerin bu dünya, öyle adaletsiz ki yine bir iyiyi aldı aramızdan. Aylardan nisandı, günlerden çarşamba… Çalan telefonun öteki ucunda, bir haber için Rektör’le görüşmek üzere Üniversite’ye giden Dilek (Göral) vardı. “Esat” dedi, duraksadı, yutkundu, “Yılmaz Amca’yı yitirmişiz” dedi, “Az önce…”“Ahh” diyebildim, ancak… Oysa Yılmaz Amca, ameliyat olup sağlığına kavuşacak, yeniden kitaplarının arasına dönecek, klavyesinin başına oturacak ve Bursa Ansiklopedisi’ne kaldığı yerden devam edecekti. Biz de ondan bir söyleşi koparmaya çalışacaktık, Dilek’le birlikte. Oturup konuşacaktık, kütüphanede, memleketin hali pür melalini… Olmadı, olamadı!.. Aylardan ocaktı, günlerden yine çarşamba. Teoman (Alper) Ağabey toplamıştı hepimizi, Çağdaş Eğitim Kooperatiti’nin Görükle Yerleşkesi’ndeki ilköğretim okulu inşaatında… Okulun büyük bölümü tamamlanmış, kalanı için 1,5 milyon TL gerekiyordu. Toplantının sonuna doğru, “Hani” dedi Mümin Ceyhan, “Bir araba çamura saplanır da içindeki dört kişi iter, ama kımıldamaz araç yerinden. Yoldan geçen beşinci kişi gelir, ‘hayda’ der ve kurtulur araba. İşte böylesi bir desteğe gereksinmemiz var.” Kısa bir sessizlik oldu, ardından Yılmaz Amca’nın davudi sesi geldi. Gülümseyen, aydınlık yüzüyle “Haydaaa!” dedi Yılmaz Amca. Toplantı Yılmaz Amca’nın o çağrısıyla sona ererken, vedalaşmak için yanına gittiğimde “Esaaat” dedi, uzatarak ve yine gülümseyerek. Kısacık hatrını sordum, eline sarıldım, elime sarıldı. Vedalaşırken onunla, kendisine ‘mail’ göndereceğini söyleyen bir arkadaşımıza “Mail değil, ileti Türkçesi” diyordu. Kaç yıl önceydi, kaç akşam önceydi, anımsamam mümkün değil, günlerden perşembeydi ama. Kurucu başkanı olduğu Çağdaş Gazeteciler Derneği’nde yerleştirdiği bir gelenek vardı Yılmaz Amca’nın: Perşembe Söyleşileri… Konu, ‘aşk’tı o akşam. Konuk Yazgülü Aldoğan… Söz döndü dolaştı, evliliğin aşkı öldürüp öldürmediğine geldi. Herkes bir şey söyledi, ama son noktayı yine Yılmaz Amca koydu. “Ben” dedi Yılmaz Amca, “Kaç yıllık evliyim, ama aşkım hiç sönmedi. Bu yaşımda bile Güner’e dokunmadan, elimi onun sıcaklığıyla ısıtmadan uykuya dalmam mümkün değil.” Doğru, dosdoğru bir adamdı Yılmaz Amca. Keskindi; öfkeliydi de yerine göre… Ama en çok sevgi doluydu, ışıldayan gözleriyle… 29 Nisan’da son görev için bir araya getirdi hepimizi. Önce adını taşıyan Nilüfer Akkılıç Kütüphanesi’nde, ardından Yeşil Camisi’nde… Herkes güzel sözler söyledi Yılmaz Amca için. Kardeşi Yener Akkılıç ise iki tümcede özetledi Yılmaz Amca’yı: “Değerli biri olmak için çalıştı, önemli biri olmak için değil. Var olmak için çalıştı, sahip olmak için değil.” İkisini de başardı! Yılmaz Amca’yı sonsuzluğa uğurladığımız gün, hakkında yazılanları okuyunca, gördüm ki Bursa basınında herkes için ayrı bir değeri var. Üstelik, her kalem sahibi için ondan övgü alabilmek, paha biçilmez bir değer. Yılmaz Amca’nın yazdıklarımızı okumuş ve üzerine söz söylemeye değer bulmuş olması, hepimizi biraz daha gazeteci yapan bir olgu olmuş! Ne mutlu bana, bu olguyu yaşarak kıvanan meslektaşlar arasında ben de varım! Sevgiyle Yılmaz Amca… Sizden gelen her iletinin sonundaki gibi “sevgiyle…” Esat Kaplan'ın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|


Aylardan nisandı, günlerden çarşamba… Çalan telefonun öteki ucunda, bir haber için Rektör’le görüşmek üzere Üniversite’ye giden Dilek (Göral) vardı. “Esat” dedi, duraksadı, yutkundu, “Yılmaz Amca’yı yitirmişiz” dedi, “Az önce…”