|

Ömrünün son deminde, pamuklara sarıp sarmalayacağımız yerde onulmaz acılar çektirdiğimiz, demokratik laik Cumhuriyet savunucusu Prof. Dr. Türkan Saylan’ın anısı önünde saygıyla eğilerek… 50’leri, 60’ları, 70’leri, 80’leri; Çorum’u, Maraş’ı, Sıvas’ı unutmadan soruyorum: Türk toplumu niçin bu denli kutuplaştı? İnsani ilişkilerini neden güven değil de güvensizlik temeline oturttu? Kendi yaşam biçimini başkalarına dikte etmek ne zamandan beri yaşam hakkına saygının önüne geçti? Meslektaş demeye dilimin varmadığı, yine de bu yazı boyunca hakaret etmemek için elimden geleni yapacağım kimi gazeteciler, önce insan olduklarını niye unuttu? Hiç ölmeyecekmiş gibi yazıp çizen kalem sahipleri, yarına çıkmayabileceklerini hiç mi umursamıyor? Geniş İslam coğrafyasında dinin yaşanma şekilleri, ‘Anadolu İslamı’nı sosyal bilimlerin alanına bile sokarken, biz, o İslamı yaşayanlar, ne çabuk vazgeçtik hoşgörüden? O Anadolu geleneği öğretmedi mi bize ölünün arkasından kötü söz söylenmeyeceğini? Hem eseri olan insana ölü der miyiz biz, bilmez miyiz arifin ölümünün gafilden kaçmak için olduğunu? Bu sorular insanca, insanlara... O malum haberleri yazan, yorumları yapan gazetecilere de sormak gerekir… Hekimlerin “Tıbben yapılacak bir şey yok, inadına yaşıyor” dediği bir can için “Acaba propaganda amaçlı olarak öldürülmüş olabilir mi?” sorusunu gündeme getirmek mi sizin gazeteciliğiniz? Peki, okuyucu yorumu diye manşetlere taşıdığınız şu sözlere ne demeli: “Hayatını örtü düşmanlığına adadı. Ömrünün son döneminde başörtü takmaya mecbur kaldı. Allah’ım sen her şeye kadirsin!” Üzerinden 10 yıl geçen ve o günden beri hiçbir şey yapmadığımız Marmara Depremi’nin ardından açılan “7.4 yetmedi mi?” pankartından ne farkı var bu sözlerin? Köşelerinde “İblisler çok yaşar, iblis ölmez sanma”, “Kel ölür, sırma saçlı olur”, “İyilik meleğiymiş, hadi ordan şarlatanlar” diye yazan kendini bilmez şarlatanlar, siz hayatınızda hiç cüzzamlı gördünüz mü? Tabii devlete, hükümete, hukuka da sormak gerekir. Anımsıyor musunuz Ahmet Taner Kışlalı öldürülmeden önce attıkları manşetleri? Anımsıyor musunuz Danıştay saldırısından önce yaptıklarını? İfade özgürlüğü mü bu, yoksa şiddeti tahrik etmek mi? Biz ayrımcılığı, şiddeti, terörü besleyen basın yayın faaliyetleriyle sadece dışarıda mı mücadele edeceğiz? Evin içine bakmayacak mıyız hiç? Milli Eğitim Bakanı’na soruyorum, ikindi vaktine kadar mı sürdü 19 Mayıs kutlamaları? Sağlık Bakanı’na soruyorum, hiç mi vefa duymadınız meslektaşınıza? Kültür Bakanı’na soruyorum, adını dillendirmek koltuğunuzu mu sarsardı ki bilim insanı deyip geçiştirdiniz? Başbakan’a soruyorum, bir taziye mesajı yayımlamak gururunuzu mu kırardı? Sadece ‘ulema’ya sormama gerek kalmadı, şöyle dedi tabut başında: “Burada bir ulu çınar var. 75 yıllık ömrünü hizmetlerle geçirmiş bir şahsiyet var. Ben kendisiyle tanıştım. Ben kendisine ilim adamı olması nedeniyle saygı gösteriyordum. O da bana din adamı olmam nedeniyle saygı gösteriyordu. Dine ve din adamına büyük saygısı vardı. Annesi Leyla Hanım’ın Müslüman olup olmamasının konuşulmasından ve kendisine de kafir yakıştırmaları yapılmasından çok rahatsızdı. Kendisine kafir denilmesinden her Müslüman çok rahatsız olur. Dileğimiz odur ki bu yakıştırmaları yapanlar, hiç değilse merhumenin ölüsüne saygı göstersinler. Peygamber Efendimiz de ‘Ölülerinizi rahmetle yad ediniz’ buyurur. Dileriz onlar bu buyruğa uyarlar. Ömrünü cüzzam ve cehaletle savaşla geçirdi. Yüce Allah, Kuran-ı Kerim’de ‘Her kim bir canı kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur’ diye buyurur. Allah bu hizmetlerinden dolayı merhumeden razı olsun, ruhu şad olsun. İki oğlunun anası olmakla yetinmedi, on binlerce öğrenciyi okutarak onlara da ana oldu. Bir söz vardır; ‘100 yıl sonrasını düşünen, insan yetiştirsin’ diye. İnanıyorum ki eğitime verdiği hizmetlerinden ötürü, ödülünü Allah’tan alacaktır. Hz. Peygamberimiz de ‘İnsanların en hayırlısı, insanlara hayır yapandır’ buyuruyor. Türkan Saylan Hanımefendi istirahata çekilmiştir, ölü değildir. Ölü olanlar bu dünyada hizmeti olmayanlardır. Sevgili Peygamberimiz; ‘İnsan öldüğünde üç şey devam eder: Yaptığı hayır, bıraktığı ilim ve geride kendisine dua edenler’ buyurur. Bu üç vasıf, merhume Türkan Saylan’da fazlasıyla vardır.” Heyhat o hale gelmişiz ki eski müftü İhsan Özkes’in söyledikleri bile kesmedi bizi!.. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|