Sarı değişimin yönü
Pazartesi, 07 Aralık 2009 15:29


Prof. Dr. İlber Ortaylı, Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı’nın TBMM’de düzenlediği toplantıda, çarpıcı bir tespitte bulunmuş Atatürk’ün gösterdiği hedeflerin birçoğunun gerçekleştirildiğini, Türkiye’nin gerilediği tek konunun ‘kültür’ olduğunu savunan Ortaylı, şöyle diyor:
“Türkiye’nin tarihi büyüktür. Tabiat, tarih ve tanrı, bu milleti büyük gövdeli yaratmıştır. Türkiye tarihte, Çin’den Adriyatik denizine kadar geniş coğrafyaya yayılmıştır. Bu büyük tarih, övünmek için değildir. Bu, büyük sorumluluğu taşımayı gerektirir. Atatürk’ün gösterdiği hedeflerin birçoğunun bu toplum tarafından gerçekleştirildiğini düşünüyorum. Her toplumun yapısal olarak kusuru vardır. Türk Milleti’nin dinamik olduğuna, atılım gösterdiğine inanıyorum. Türkiye’nin gerçekleştiremediği alan, kültürel alandır.”
Ortaylı haklı elbette, ancak bu sonuç şaşırtıcı değil!..
Tarihe bakın, ne zaman üreten bir toplum olduysak kültürel alanı genişletmişiz. Yükselen Osmanlı’da da böyleydi, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde de… Oysa giderek tüketim toplumu haline geldik, kültürü de unuttuk!
Politikada da öyle değil mi?..
İşte, partileşme çalışmalarını sürdürdüğü hareketin adına ‘değişim’ diyen bir politikacının Bursa şovuna tanık olduk, geçen hafta.
İzleyenlerinin, dinleyenlerinin nereden, nasıl geldiği; kaç kişinin toplandığı; meydandaki coşku… Bütün bunları geçtim, ne dediğine, hangi değişimden söz ettiğine baktım Mustafa Sarıgül’ün…
Hak, hukuk, özgürlük vurguları… Daha çok demokrasi istemi… Ancak -ve maalesef- ‘ütopya’ sayılabilecek bir parti içi demokrasi sistemi…
Bütün bunlar, Türkiye’de parti kuran her liderin ajandasında üst sıralarda yer alan, güç sahibi olunca da unutulan kavramlar. Ancak Sarıgül’ün konuşmasında asıl dikkat çeken vurgular, iktidarda da unutulmayacak olanlardı. Bakın aklımda neler kalmış:
“… Dün gece hiç uyuyamadım. Cuma sabahı Eyüp Sultan’daydım. Bursa’yı büyük bir hasretle bekledim. Allah’ın izniyle ikinci parti olarak geldik.”
“… Allah hiçbir anne babaya işsiz çocuklarının sıkıntısını göstermesin.”
“… Komşusu açken tok olan bizden değildir.”
“… Allah’ım insanları denemek için ya para ya makam verir.”
“… Allah’ıma sığınarak şunu söylüyorum.”
Sarıgül’ün miting meydanlarına ayetlerle hadislerle giriş yapması, Tanrı’nın adını ağzından düşürmemesinin iki gerekçesi olabilir.
Bir… Merkez sol gelenekten gelen bir isim olarak, politika yaptığı alanın doğru olmadığını görmüştür. Türkiye’de iktidar olmanın yolunun sağ ya da merkez politika üretmekten geçtiğini düşünmektedir.
 İki… Türkiye’de solcuların iktidara gelmesinin, ancak, Milli Görüş geleneğinin yıllarca yürüttüğü taktiklerle gerçekleşeceğini sanmaktadır: Mükemmel bir örgütlenme, birebir propaganda, din iman, vatan millet sakarya…
Ve her ikisinde de koşul, politik alanda dinsel söylemin yaygınlaşmasıdır!
Oysa Kemalist-Sol çizgiden geldiğini sandığım Sarıgül, Cumhuriyet tarihini iyi okumuş olmalıdır. O tarihte, dinin politikaya alet edilmesinin de politik başarı için dinsel söyleme ağırlık verilmesinin de sonuçları yazmaktadır: Belki kişiler ve partiler belli bir süre güç kazanmakta, ancak her defasında ülke kaybetmektedir.
Türkiye dinsel söylemlerle değiştirilemeyecek kadar büyük bir tarihe sahip. Sarıgül, bunu biliyor olmalıydı. İşte, aşta, hakta, hukukta, demokraside, özgürlükte, sanatta, kültürde… yaratacağı, yaratmayı vaat ettiği ‘ilerleme’yi anlatmalıydı!
Bir siyasal durum farklılaşması olarak değişim, ilerleme şeklinde algılanabileceği gibi, ‘bozulma’ şeklinde de algılanabilir!
Sarıgül, meydanlara inmeden ‘değişim’in yönünü belirledi mi?

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız