| Roman açılımı |
| Pazartesi, 11 Ocak 2010 16:26 | |||
![]() Ekonomik PUSULA’da bu hafta, bana göre, son derece çarpıcı bir söyleşi okuyacaksınız. Arkadaşımız Elif Sezgin, ‘söyleşi’ sayfasında, tekstile yıllarını veren bir bilim adamını, Prof. Dr. Halil Rifat Alpay’ı ağırlıyor. Akademik çevrelerde ‘kriz hocası’ diye anılan Alpay, Elif’in yönelttiği net sorulara, ‘yok, öyle demeyeyim, ama…’, ‘inşallah yanılıyorumdur’ gibi çekinceler koysa da aslında gayet net konuşuyor. Diyor ki Rifat Hoca: “Yerleşik olan insanlar iş bulamıyorlarsa, suç göçmen işçilerin üzerine kalıyor… “İşsizliğin etnik çatışmalara yol açabilecek bir boyuta gelme olasılığı, çok endişe verici… “İşsizlik sorunu, siyasal ve sosyal olumsuzluklarla birleşirse dilim varmıyor, ama hastayı kaybederiz… Ben, ‘Hasta ne durumda?’ diye düşünürken, ayrıntılarını ‘Haftanın Panoraması’ sayfamızda okuyacağınız, Manisa’nın Selendi ilçesindeki olaylar patlak verdi. Eğer Selendi’de yaşananlar, ‘Roman açılımı yapıldığı sırada gerçekleşen bir Ergenekon tertibi (!)’ değilse nedeni ne çaydır, ne sigara… Temel neden geçimdir. Ekonomisi kıt kanaat dönen küçük bir ilçede, gelir kaynaklarının son derece kısıtlı olması, buna karşılık nüfusun giderek artmasıdır. Benzer olaylar kuşkusuz daha önce başka yerlerde de yaşanmıştır. Öyle görünüyor ki gelir dağılımındaki adaletsizlik devam ettiği sürece de yaşanacaktır. Ancak korkutan şudur ki her defasında şiddeti artacaktır ve sonunda çatışma, maalesef ülkeyi yangın yerine çevirebilecektir! Selendi’de bir gerçeğe takılıp tökezleyen Türkiye, yeniden doğrulup yoluna devam etmelidir, ancak daha önce yaptığı gibi hiçbir şey olmamış gibi davranma lüksü yoktur. Aslına bakılırsa ‘Roman açılımı’ da bunu sağlamalıdır! İstanbul’daki Roman Çalıştayı’nda, “Roman vatandaşlarımızın yüzyıllara varan dışlanmışlıklarla, karşılaştıkları hoşgörüsüzlüklerle, haklarında üretilen önyargılarla, fiilen maruz kaldıkları her tür ayrımcılıkla mücadele etmeyi ahlaki bir görev olarak telakki etmekteyiz” diyen Devlet Bakanı Faruk Çelik’in ve hükümetinin çalışmaları, umarım doğru sonuca götürür Türkiye’yi. Şimdilik iktidarın bu açılımdaki notunun da ‘eksi’ olduğunu bir kenara kaydetmek gerek. Çünkü ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz! Bana kalırsa Roman açılımı yapacak iktidar, Sulukule’yi yok etmezdi! Şimdilik pek gündemde olmasa da iktidarın Sulukule’de yaptıklarının, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler’in raporlarına bile girdiğini unutmayalım. Roman açılımı yapacak bir iktidar, Sulukule gibi bir bölgeyi neden yıkar? Kenti bir çöküntü bölgesinden kurtarmak mıdır amaç, yoksa İstanbul’un orta yerinde, yeni kentsel rantlar yaratmak mı? Sulukule gibi Türkiye gündemine gelemedi Kamberler! Bursa’nın çöküntü bölgesiydi Başkan Altepe’ye göre, yıkıldı, yerine park yapıldı. Ancak içinde yaşayanlar da yaşattıkları renkli kültür de çok sonra akla geldi. Üstelik, tam da seçim öncesinde... Üç beş kuruş kamulaştırma parasını görünce susan Romanlar, belediyenin katkılarıyla önce dernek kurdu, sonra orkestra… Bir de belediye meclisi seçimlerinde aday gösterildi mi Obama Efkan (Özçimen)… Al sana yerel Roman açılımı… Soran oldu mu Kamberler dönüşümünün sosyal boyutunu? Yeniden yazının başına, Prof. Dr. Alpay’ın söyleşisine dönelim. “Krizi yönetebilmek için algılamak lazım” diyor Alpay. Sizce Selendili Romanların önce Gördes’e, oradan da Salihli’ye ‘gönderilmeleri’ ile sonuçlanan krizin varabileceği boyutlar iyi algılandı mı? Selendi’de yaşanan olaylarda sorumluluğu olduğu öne sürülen belediye başkanı, sesi soluğu çıkmayan kaymakam ve Romanlara ‘zorunlu göç’ için evet dedirterek tarihe geçen vali için de bir açılım düşünür mü iktidar! Diyelim ki boş sözler bunlar. Romanlar böyledirler, böyledirler de biz nasılız? Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

