| Postmodern emperyalizm |
| Pazartesi, 07 Eylül 2009 14:56 | |||
![]() Özallı yıllarda Başbakanlık ilginç bir olaya sahne olur. Eğitim alanında uzman bir Japon heyeti, dönemin Milli Eğitim Bakanı Vehbi Dinçerler eşliğinde Başbakan Turgut Özal tarafından kabul edilir. Hal hatır faslından sonra Japon heyetin sözcüsü, Türk eğitim sistemi üzerine gözlemlerini anlatır. Anlatırken de soğuk duş etkisi yaratan şu sözleri söyler: “Gençlerinizde milli şuur eksiktir! Bu eğitimle gençlerinize milli şuur vermeniz de mümkün değildir!” Özal, merakla sorar: “Siz o şuuru nasıl veriyorsunuz?” “Biz” der Japon eğitimci, “Eğitime şok testler uygulayarak başlarız. Önce çocukları uçak kadar hızlı giden trenlere bindirir ve çok katlı yollardan geçiririz. En üstün teknolojiyi gösterir, robotlarla çalışan dev fabrikalarımızı gezdiririz. Bu baş döndürücü teknoloji karşısında sarsılan ve şoke olan çocuklarımıza deriz ki ‘Gördüğünüz bu hızlı trenleri ve üstün teknolojiyi sizin atalarınız yaptı. Eğer siz daha çok çalışırsanız, daha hızlı giden ulaşım araçları yapar, daha üstün teknoloji meydana getirir, daha modern fabrikalar kurarsınız...’ Sonra çocuklarımızı Hiroşima ve Nagazaki’ye götürüp düşmanın harap ettiği bölgeleri gezdirir ve deriz ki ‘Bakın, eğer siz birlik beraberlik içinde çalışmazsanız, düşmanlar sizin ülkenizi yakar, yıkar, bu hale getirirler. Ama birlik beraberlik içinde çalışırsanız, güçlü olursunuz, düşmanlarınız size saldırmaya cesaret edemezler. Artık birlik beraberlik içinde çalışmak ve çalışmamak konusunda kararınızı siz verin...” Arkalardan bir ses yükselir: “İyi de bizim sizin gibi Hiroşima ve Nagazakimiz yok ki!..” Japon eğitimcinin yanıtı son derece etkileyicidir: “Sizin Hiroşima ve Nagazaki gibi yerleriniz bizimkilerden çok daha etkilidir. Bir metrekareye bin merminin düştüğü Çanakkale Zaferi’nin kazanıldığı tarihi savaş alanları sizde…” Mustafa Turan’ın ‘Destanlaşan Çanakkale’ adlı kitabında anlattığı anekdotu anımsatan iki gelişme oldu geçen hafta. İlki Anadolu Ajansı’nın, BBC’nin internet sitesinden alıp servise koyduğu ve gazetelerde görülmeyen bir haberdi. Şöyle diyordu haberde: “Çin’de 160 milyon çocuk, yeni eğitim sezonuna ‘vatanseverlik’ dersiyle başladı (…) Ülke genelinde ilk ve orta öğretimde derslere ‘ülkeni sev’ sloganıyla başlandı.” Ben bu haber üzerine düşünürken, Şangay’da 25-27 Ağustos tarihlerinde düzenlenen ev tekstili fuarına katılan Bursalı üreticilerin gözlemlerini öğrenme fırsatım oldu. Konuştuğum tekstilcilerin ısrarla üzerinde durduğu iki nokta vardı. Bizim Çin ile ticaretimizde en önemli sorun dil. Fuarlarda kurulan iş bağlantıları, sonrasında ticarete dönüşmüyor. Çünkü adamlar bırakın Türkçe’yi, İngilizce bile bilmiyor! Öte yandan, Çin tekstili Avrupa ve ABD’nin teknik desteği sayesinde hayal bile edemeyeceğimiz ölçüde gelişmiş durumda. İşte soru da bu noktada ortaya çıkıyor: Düne kadar ‘taklit ediyorlar, çakma mal üretiyorlar’ diye küçümsediğimiz Çinliler, beklenmedik ölçüde ilerliyorlar, bunu da ana dili İngilizce olan ülkeler sayesinde yapıyorlar. Buna karşın İngilizce bilmiyorlar!.. Çin’in ‘ulusal ruh’ bilinci eğitimini geçen yıl Tibet’te, bu yıl da Urumçi’de yaşanan olayların ardından anımsamasını bir yana bırakarak, ‘vatanseverlik’ olgusunu ve ‘dil’ konusundaki hassas tavırlarını dikkatle irdelemek zorundayız. Aynı Japonların ulusal bilinç kazandırmayı, neden bu denli önemsediklerini düşünmek zorunda olduğumuz gibi… Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’nda yaşadığı acıya karşın kendi mucizesini yaratması ve bunu küresel bir güce dönüştürmesi… Çin’in gelişmişlik düzeyine küresel güçlerin yaptığı katkı ve o katkıya karşın kendilerini koruma ruhunu yitirmemeleri… Küreselleşme denen süreci nasıl algıladık biz, çok mu yanlış anladık? Postmodernizm kültürel çeşitliliğe vurgu yapar kuşkusuz. Küreselleşme sürecinde de yerel değerler ön plana çıkar… Evet ama bu süreci bize dayatan hangi küresel güç, ulusal ruhundan sıyrılıyor, hangisi tarihini unutuyor? ABD mi? Hangisi dilinden, dirliğinden vazgeçiyor? Fransa mı, İngiltere mi, bir başka AB ülkesi mi? Hiç girmeyeyim açılım tartışmalarına, Kürtçe eğitim taleplerine, özerklik çığırtılarına… Küreselleşme ‘postmodern emperyalizm’di de farkına mı varmadık? Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

