Ne ekseni, şirazemiz oynamış yerinden…
Pazartesi, 28 Haziran 2010 10:28


Akşam haberlerini hiç kaçırmaz, pamuk anneannem…
Ajans saati gelince, yılların omuzlarına vurduğu yüke aldırmadan, kumandayı alır eline, yavaşça oturur koltuğuna…
Sesini iyice açar televizyonun…
Uğur Dündar, sanki sadece onun için okumaktadır haberleri…
Yıllar önce güvenini kazandığı izleyicisine tane tane anlatmaktadır olup biteni…
                      ***
Şemdinli’de 11 şehit verdik!..
Devlet büyükleri, “Terörle mücadele sürecek, şehitlerin kanı yerde kalmayacak” dedi.
Cumhurbaşkanı, güvenlik zirvesini topladı.
Başbakan ile Genelkurmay Başkanı, siperde çömeldi.
Şehit babası, “Bu benim için en güzel babalar günü hediyesi” dedi.
İstanbul’daki terör saldırısında 4 asker ile subay olmak isteyen 17 yaşındaki Buse şehit oldu!..
Halkalı saldırısının zanlıları, adliyede alkışlarla karşılandı!..
                      ***
Pamuk anneannem, sesini iyice açar televizyonun…
Sessizce izler haberleri…
Hiç yorum yapmaz; ahlanmaz, vahlanmaz…
Sadece…
Dudakları kıpır kıpırdır…
Bilirim ki şehitler için okur…
                    ***
Haberleri izlerken iki kez yorum yaptığına tanık oldum, pamuk anneannemin…
Biri geçen yazdı. Münevver Karabulut cinayetiyle ilgili haberlerin ardı arkası kesilmiyor, acılı Karabulut ailesi kanal kanal dolaşıyordu.
Gencecik Münevver’e içi yanan anneannem, acının bu denli metalaştırılıp adeta pazara sürülmesine kızdı. “Yeter artık” deyip, kapattı televizyonu…
Öteki yorumu ise devlet büyüklerinin yurtdışı gezileriyle ilgiliydi.
Eşini koluna takıp ülke ülke dolaşan Başbakan’ın, “Ülkemi pazarlamakla mükellefim” deyişine çok kızmış olacak ki şöyle dedi: “Bir hanımın evi dağınık olduğu halde komşu komşu gezmesine kocası ne der?”
                     ***
Geçen hafta görüşemedik, pamuk anneannemle…
Ekranda yan yana dizilmiş al bayraklı tabutları gördükçe ne tepki verdi, bilmiyorum. Ama eminim, dudakları kıpır kıpır, dua etmiştir, gözleri nemlenmiştir.
                    ***
Yıllarca ben de yazdım o şehit haberlerini…
Hiçbir şey hissetmeden, ellerim titremeden, yüreğim kıpırdamadan, kirpiklerim ıslanmadan… Sadece işimi iyi yapmayı düşünerek…  
Yazdığım, montajladığım, fonuna en hüzünlü müzikleri döşediğim o haberleri izlerken de yaş dolmadı gözlerim.
Kurgu iyi olmuş mu, yazımda eksiklik, yapımda hata var mı, ona baktım.
                    ***
Artık sadece televizyondan izliyorum şehit haberlerini ve yüreğim yoruluyor, gözlerim nemleniyor, ağlayacak oluyorum.
Ağlıyorum!..
Pamuk anneannemin nemlenen gözlerini anımsıyorum, bir de o sözlerini: Önce evimizin içine bakalım, önce ülkemize bakalım; ne durumdayız, aç mıyız, açıkta mıyız; varsıl mıyız, yoksul muyuz; acımız mı var, kederiz mi? 
Önce kendimizi derleyip toplayalım, sonra bakarız başkalarına da…
Komşuya da gideriz sonra, dünyanın öteki ucuna da…
                    ***
Benim de nemlendi gözlerim, al bayraklı tabutları görünce, tutmadım gözlerimi…
Bizim evin içi yangın yerine dönmüştü!
Eksen kayması diyorlar ya… Ne ekseni, şirazemiz oynamıştı yerinden...
                    ***
“Çok güzel şeyler olacak” demişti devletin başı…
İran’da…
Kükrüyordu iktidarın başı: “One minute, one minute…”
Davos’ta...
Ortadoğu’nun ağabeyiydi, Arapların gözdesiydi, Hamas muhafızıydı… 
Yeni Osmanlı’ydı onlar…
Davudi bir ses ezan okuyacaktı, Kudüs’te namaz kılacaklardı…
Belki Mesut ağabeyleri de gelecekti cumaya…
                    ***
Niye baksınlardı ki evin içine…
Evin içinde al bayraklı tabutlar yan yana, ardı ardına...
Ölen ölene evin içinde…
Ve nasıl olsa Memet nöbette!..

Esat Kaplan'ın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız