|

Halkla bütünleşmek… Kentle kenetlenmek… Yönetime tam katılım sağlamak… Kenti ortak akılla yönetmek… Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’nin, 1 Aralık 2008 tarihinde aday adaylığını açıklarken kullandığı ifadelerdi bunlar… Başkan’ın bu konuda takınacağı tavrı yargılamak için çok erken elbette. Sadece nasıl sorusuna yanıt arıyorum: Bur-sa’da yerel demokrasi kanalları nasıl açılacak, halkın yönetime katılımı hangi yöntemle sağlanacak? Demokratik katılım denince aklıma önce Erdem Saker gelir benim. Devri iktidarında çok gezmekle eleştirilen Saker, o gezilerde gönül eğlendirmediğini, kendisinin ve dolayısıyla kentinin vizyonunu genişlettiğini, uygulamalarıyla koymuştur ortaya. O uygulamalardan biri Yerel Gündem 21’dir. Nedir Gündem 21? Çıkış noktası, Haziran 1992’de Rio de Janeiro’da yapılan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı olan, ‘sürdürülebilir kalkınma’yı, tüm insanlığın 21. yüzyıldaki ortak hedefi olarak benimseyen bir eylem planı. İşte o plan çerçevesinde, yerel yönetimlere düşen ana görevlerden biri karar alma, planlama ve uygulama süreçlerine halkın etkin katılımının sağlanmasıdır. Bursa, Yerel Gündem 21 ile 1994 yılında tanıştı ve Türkiye uygulamasında hep ön planda oldu. Ancak yönetime katılma süreçlerinde ne kadar yer alabildi? Bünyesindeki meclislerin ve komisyonların yaptığı çalışmalar, örneğin karar alma ve planlama süreçlerini hiç mi etkilemedi? Gönüllülük temelinde Yerel Gündem 21 çalışmalarına katılan kentlilerin sözü, uygulamada ne kadar dikkate alındı? Aynı sorular kuşkusuz ilçe belediyelerince kurulan Yerel Gündem 21’ler için de geçerli... Tanzimat’tan bu yana Batı’nın kurumlarını ithal etmekte üstüne olmayan, sıra uygulamaya gelince bize has çözümler üreten bir siyasal yapı olarak sonuç hiç de şaşırtıcı değil. Şimdi yeni bir dönem başladı; Türkiye için, Bursa için… Seçim dönemi boyunca ortaya konan söyleme karşın çekincelerim var. Çünkü katılım kanallarının ne olacağını bilmiyorum. Başkan Altepe ise bu konuda sadece ‘istişare’ diyor. Ya ben Yerel Gündem 21 gibi, Kent Konseyi gibi kurumları çok önemsiyorum ya da bu kurumlar, burnunu her şeye sokan karga burun kentlilerin gazını almak için kurulmuş! Hani o ‘istemezükçüler’ var ya, onların. Yine de siz de benim gibi bu konuları önemsiyorsanız, PUSULA’nın 6. sayfasında okuyacağınız Mustafa Bozbey söyleşisi yeni bir umut yaratabilir. Nilüfer’de kurulması planlanan Mahalle Komiteleri, belediye yönetimlerine ortak olmaya aday. Projeyi katılımcı demokrasi açısından örnek kılacak özelliği şu: Her komite yaşadığı çevrenin öncelikli sorununu tespit edecek, gereksinmesini belirleyecek, yapılabilirliğini araştıracak ve belediyeden isteyecek. Belediye de isteneni, o mahalleye ayrılan bütçe doğrultusunda yapmaya çalışacak. Ancak ‘para yok’ deme lüksü yok belediyenin. Çünkü az ya da çok, nüfusa göre ayrılmış bir bütçesi olacak her mahallenin. Tüm bu süreçte komitelerle belediye yönetimi arasında doğabilecek anlaşmazlıkların tartışılarak çözülebileceği görüşündeyim. Ancak uygulama başladığında, projenin nasıl yankı bulacağı, en çok da nasıl nitelendirileceği konusunda kuşkularım var. Maalesef 12 Eylül çocuğuyum ben. Biz Terzi Fikri’yi, onun uyguladığı demokrasi modelini; okuyorsak kitaplardan, değilse TV dizilerinden öğrendik. Evet 21 yüzyılda yaşıyoruz ama, bilirsiniz korkuların sonu yoktur bu ülkede!.. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|