| Korku dağları |
| Pazartesi, 19 Nisan 2010 13:14 | |||
![]() Başbakan Erdoğan, öteden beri yineleyip durduğu öneriyi bir kez daha gündeme getirdi: “TOBB’un 1,3 milyon üyesi var, herkes 1 kişiyi işe alsın, işsizlik çözülür!” İş dünyası, 2004 yılında şaka gibi algılayıp gülümseyerek karşıladığı bu öneriye, şimdi daha esaslı (!) bir yanıt vermek durumunda kaldı. Çünkü bu kez sadece çağrı değil, tehdit de içeriyordu Başbakan’ın açıklamaları. Birincisi; TOBB’u saf dışı bırakıp, üye odalarla birebir görüşmekten söz ediyordu Erdoğan. İkincisi de iş adamlarını “emek sömürüsü” yapmakla suçluyordu. Öyle mi gerçekten? Yanıtı çok basit, kısa ve net: Evet, öyle! Belki de Türkiye’de ilk kez bir Başbakan, iş adamlarını emekçinin sırtından para kazanmakla, üstelik bunun dışında bir şey düşünmemekle suçluyor. Tekstil sektörünü, kadın işçilerin durumunu örnek gösteriyor. Erdoğan, kesinlikle haklı. İstanbul’daki sel felaketinde, camsız servis minibüsünde yaşamını yitiren kadın işçileri anımsayın, ya da Bursa’daki bir yatak fabrikasında, 5 yıl önce çıkan yangında ölen sigortasız kadın işçiler gelsin aklınıza. Bunlar Başbakan’ın vermediği örnekler. Bir de veremeyeceği örnekler var, emek sömürüsü söz konusu olduğunda… Başka deyişle madalyonun öteki yüzü var: Türk-İş verilerine göre, Mart 2010 itibariyle Türkiye’de açlık sınırı 845 lira, yoksulluk sınırı 2 bin 752 lira. Asgari ücret ise 576 lira. Varın gerisini siz hesap edin. Bir de akıl sır erdiremediğimiz vergi düzenimiz var. Yurttaşın, yani vergi yükümlüsünün, “Yakında ağzımıza bir cihaz bağlayıp soluduğumuz hava kadar vergi alacaklar” diye yakındığı bir vergi düzeni… O düzende, bir çalışanın cebine giren kadar devlete ödenen vergi var. Madalyona buradan bakınca asıl emek sömürüsünü kimin yaptığı, iş adamını emek sömürüsüne kimin teşvik ettiği biraz daha netlik kazanmıyor mu? Söz konusu olan sömürü ise sosyal devleti tüccar devlete dönüştüren hükümete, başta Tekel işçisine reva gördüğü tutum olmak üzere söylenecek çok söz var. Sadece şu kadarını söylemekle yetineyim. Ne diyor Başbakan: “Böyle emeği sömürerek, ‘Ben zengin oldum’ demek olmaz. Çalıştıracaksın, hakkını vereceksin.” Bütün bu olup bitenler karşısında iş dünyasının takındığı tavra bakalım. Ankara’da olağanüstü toplantılar, üyelerle anket yapmalar, “TOBB satılık değildir” diye haykırmalar, Başbakan’ın sözlerini “akla ziyan” diye nitelemeler ve sonra da “Biz bu sorunu Başbakan ile oturup konuşmalıyız” diye bildiri yayınlamalar… Bu dağdan, ancak böyle bir fare doğardı zaten! TOBB, TÜSİAD ve diğerleri neden bu denli pısırık? Saf dışı kalmaktan, neden bu denli korkuyor? Olan şu: TOBB yönetimi ve iş dünyasının büyükleri, Ankara’daki toplantıda küçüklerin gazını aldı, “Burada toplanarak dik bir duruş sergiledik. Ortamı gerip, kavga etmeyelim” diyerek Anadolu’yu susturdu. Küçükler ‘diklenmeden dik durma zamanının çoktan geçtiğini’ düşünüyor, ama büyükler aynı görüşte değil. Onlara göre iktidar ile yaşanan sorun sanal. Tıpkı Başbakan Erdoğan’ın işsizlik için dediği gibi… Erdoğan’ın iş dünyasına yüklenmesi, öfkelenmesi, “çözdünüz, çözdünüz, yoksa…” diye tehdit etmesi, başka bir şeylerin işareti. Yoksa işsizliğin değilse de işsizlik rakamlarının sanal (siz yalan diye okuyun) olduğunu herkes biliyor. Reel politik ustası Başbakan, iş adamlarını kullanarak seçmen yığınlarına çarpıcı mesajlar veriyor. İş dünyasının büyükleri de onun dümen suyunda iktidarın sandığına oy taşıyor. Hadi AKP’de korku dağları sarmış, belli ki seçimler beklenenden de yakın. Peki TOBB niye korkuyor, TÜSİAD neden çaresiz? Esat Kaplan'ın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

