Kim kimi kuşatıyor?
Pazartesi, 08 Mart 2010 16:34


Anayasa’nın bazı maddelerini yeniden okudum:
Egemenlik (Madde 6): “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Yasama yetkisi (Madde 7): “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.”
Yürütme yetkisi ve görevi (Madde 8): “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.”
Yargı yetkisi (Madde 9): “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.” 
Ben bu hükümlerden şunu anlıyorum: Egemenlik millet dışında kimseye ait değildir. Yasaları seçimle oluşan meclis yapar. Meclis dışında hiç kimse yasa çıkaramaz. Yasama da idarenin yerine geçemez, yargıçlık yapamaz! Memleketi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu idare eder. İdare ederken de Anayasaya ve yasalara uymak zorundadır. İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır (Anayasa Madde 125). Başbakanlar, bakanlar yargıç ya da savcı gibi hareket edemez, yasa yapamaz! Yargı bağımsız mahkemeler aracılığıyla adalet dağıtır. Yargıçlar yasa çıkaramaz, hükümet edemez!
Başka deyişle, bu memlekette kuvvetler ayrılığı vardır. Kuvvetler birbirleriyle çatışarak değil, uyum içinde çalışırsa demokrasi olur.
Anayasa değişikliğiyle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin, hiç değilse bir bölümünün parlamento tarafından seçilmesi gündemde. Yargıtay Başkanı’na göre, RTÜK ne kadar siyasal etkiye açık bir kurum ise yargıda da aynısı olacak. Dolayısıyla zaten tartışma götüren bağımsızlık iyice yitirilmiş olacak. 
Başbakan ise şu meşhur ‘kaosa kalktı’ denilen 411 eli anımsatıyor. Türban kararının Anayasa Mahkemesi’nden döndüğünden hareketle “Türkiye’de yasama da yürütme de yargı tarafından kuşatılmıştır” diyor.
Benim, polemiğin taraflarından hangisine hak verdiğim, anayasanın maddeleri kadar açık!
Öncelikle iktidarın söyleminde bir çelişki var: Erzincan Başsavcısı’nın tutuklanmasıyla başlayan yargı krizinde, herhalde borsa düşmesin diye, ‘kurumlar arasında çatışma olmadığı’ savunulurken, şimdi ‘asıl yargı bizi kuşatıyor’ deniyor. İkincisi tüm çağdaş demokrasilerde olduğu gibi Türkiye’de de idarenin işlemleri yargı denetimine tabidir. Anayasal yargı sistemi ise ABD’de de kimi Avrupa ülkelerinde de vardır.
Demokrasi biat ve itaat değil, özgürlük rejimidir. Özgürlük hiçbir yerde sınırsız değildir. 411 elin özgürlüğü, kalan 139 elin özgürlüğüyle sınırlanır. Demokrasi de aslında kurumlar ve kurallar sistemidir, yani her şey sizin istediğiniz gibi olmaz!
Yıllardır kendi statükosunu yerleştirmek için çaba harcayan iktidar, bunda hayli başarılı oldu. Yürütme erkini istediği gibi kullanıyor, Cumhurbaşkanı’nı, Meclis Başkanı’nı seçiyor, üniversiteler üzerinde tam bir egemenliğe sahip, kolluk gücü tartışılır durumda… Sadece yüksek yargıda ve orduda arzuladığı değişimi gerçekleştirebilmiş değil.
Kavganın özü de bu! 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız