Her şeyi unutun, Gölyazı’yı asla!..
Pazartesi, 19 Ekim 2009 11:39


İrdelenmesi gereken pek çok konu var aslında.
Örneğin, benim gibi 12 Eylül çocuklarının bile “Hadi canım sende!” dediği, DTP’nin anayasa değişikliği önerileri… ‘Milli Birlik, Demokratik, Kürt’ açılımında gelinen son durum… Ülkeyi yöneten ve yönetmeye en yakın iki liderin, mektup yazmaktan fırsat bulamayıp bir araya gelememeleri…
Biz burada dokuz doğururken, Dışişleri Bakanı’nın İsviçre’de çayını yudumlayarak ve kameralara gülümseyerek, içinde ne olduğunu bilmediğimiz bir protokol imzalaması... Sonra Türkiye-Ermenistan maçı… Bırakın Azerbaycan’la ilişkilerin geleceğini, Azerbaycan bayrağına nasıl ‘muamele’ edeceğimizi bile bilemememiz...
Yılların acılarını sileceğiz derken, yeni acılar mı yaratıyoruz?
Dünün doğruları bugünün yanlışları haline geldiyse nasıl olacak da bugünün doğruları yarının yanlışları olmayacak!
Geçen hafta, hepsini unuttum bu soruların, ver elini Gölyazı!..
Işık Tanrısı Apollon’un kentinde yarım gün geçirmek nasıl da iyi geldi bir bilseniz!
Nilüfer Belediyesi, Nilüfer Yerel Gündem 21 ve Uludağ Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenen Gölyazı Çalıştayı, 14-17 Ekim tarihlerinde yapıldı. Gölyazı’nın sorunlarını tespit etmek, çözüm yolları önermek ve geleceğe yönelik bir yol haritası çizmeyi amaçlayan Çalıştay’a yönelik ilgi, geleceğe dönük umutlanmama yol açtı. Çünkü bilim dünyası öğrencisiyle ve öğretmeniyle, Bursa da -Büyükşehir Belediyesi dışında- resmi ve sivil her kurumuyla oradaydı. Daha da önemlisi Gölyazı halkı Çalıştay sürecinin tam ortasındaydı. Feraceli Gölyazı kadınları bir yandan ‘bir Apollon sikkesi’ karşılığında çay ikram ediyordu katılımcılara, bir yandan da atölyelerde sorunlarını ve çözüm önerilerini anlatıyordu.
Gölyazı Çalıştay’ındaki altı atölyeden biri olan ‘Turizm ve Tanıtma Atölyesi’nde, meslektaşlarım Binay Kazan, Mehmet Ali Yılmaz ve Ersoy Soydan ile birlikte ben de düşüncelerimi açıklama, açıklanan görüşlere eleştirilerimi dile getirme fırsatı buldum.
Bugün Gölyazı’nın temel gereksinmesi, Uluabat Gölü’nün ‘yaşayan’ unvanını koruması. Turizm ve tanıtma etkinliklerinin de kesinlikle bu temel düşünce etrafında şekillendirilmesi gerekiyor. Başka deyişle, eğer Gölyazı’da ve hatta Bursa’da turizm gelişecekse temel hareket noktası ‘sürdürülebilir turizm’ olmalı. Çünkü ‘sürdürülebilir turizm’ doğaya karşı kesin bir taahhüt içeriyor ve turizm etkinliğini halk ile bütünleştiren bir sosyal sorumluluk içeriyor.
Gölyazı’da halkın turizm hareketine katılımı konusunda Nilüfer Belediyesi çalışmalara başlamış durumda aslında. Ev pansiyonculuğu hareketinde, Gölyazılılar önlerinde bir örnek oluşmasını bekliyor. Öyle görünüyor ki bu noktada da Nilüfer Belediyesi’ne iş düşecek!
Tartışılan iki konu daha vardı bizim atölyede: Yol ve inanç turizmi.
İki konu da Gölyazı’nın nasıl ‘pazarlanacağı’ sorusuyla yakından ilintili.
Sadece Gölyazı’nın değil, Bursa’nın da inanç turizmiyle pazarlanamayacağı görüşündeyim ben.
Öyle olsa bu konuda çoktan yol alınır, örneğin İznik çoktan kalkınırdı!
Öyle olsa Ramazan’da Ulu Cami önünde yaşanan trafik keşmekeşi Bursa’nın başka bölgelerinde de yaşanırdı!
Öyle olsa BTSO, Ramazan’da Bursa’ya kampanyasından ciddi bir sonuç alırdı!
Yola gelince…
Elbette kimse otoban yapılsın demiyor, yol medeniyettir, evet, Gölyazı yolunun iyileştirmeye gereksinimi vardır, belki Issız Hanı da canlandıracak alternatif bir yol da yapılabilir.
Ama Gölyazı’da en hafif bir esintide elektriklerin kesilmesinin, posta ve sağlık hizmetlerinin olmayışının, kanalizasyon sistemi bulunmamasının, toplu ulaşımda sıkıntılar yaşanmasının, geçim sıkıntısının had safhada olmasının… yolsuzlukla ilgisi yoktur!
Mimarların, kent plancılarının, arkeologların, çevre bilimcilerin, biyologların… ‘korunması gerektiği’ konusunda üzerinde uzlaştığı Gölyazı’nın korunması için ilk koşul değildir yol…
Türkiye’nin, korumayı başaramadığı doğal, tarihsel ve kültürel varlıklarını gözünüzün önüne getirin, orada yol vardır! 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız