Güzel şeyler
Salı, 01 Aralık 2009 14:05


Bizim liderler havada konuşmayı oldum olası sevmişlerdir. Türkün aklı işte… Ya kaçarken ya uçarken…
Devletin zirvesi, açıklamayı ta mart ayında, Tahran’a giderken uçakta yapmıştı. Kürt sorunuyla ilgili olarak, “Önümüzdeki günlerde çok iyi şeyler olacak” demişti. Yere inince de “Zaten güzel şeyler oluyor” diye pekiştirdi sözlerini.
Tümcede ‘iyi’ ve ‘güzel’ gibi insana huzur veren sözcükler olduğu için midir nedir, pek çok kişi gerçekten inandı güzel şeyler olacağına… Örneğin terörün biteceğine, silahların susacağına, anaların ağlamayacağına, kimsenin incinmeyeceğine… Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün bunlara gücü vardı elbette… Teröristle mücadele yıllardır sürüyordu ve askeri ölçütlere bakılırsa, başarılı da sayılırdı. Mücadelenin eksik kalan yanı terörle mücadeleydi ve onun ekonomik, sosyal, siyasal… pek çok alanlarda açılıma gereksinmesi vardı.
Evet evet, güzel şeyler olacaktı. Yıllarca devletin en üst katlarında hazırlanan terörle mücadele planları tozlu raflardan inecek, yeniden değerlendirilecek, güncellenecek ve uygulanacaktı.
Ne ki olmadı!
Henüz ilk adımda iktidar samimi olmadığını gösterdi, inandırıcılıktan uzaklaştı. DTP ile görüşen Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı değil, AKP Genel Başkanı, başka deyişle grubunun amiriydi. Oysa 40 yıllık sorunu grup amirleri çözecek olsaydı, Güneydoğu’dan ne paşalar geçmişti!
Açılımı bir türlü açıklayamayan iktidarın, ‘sivil ve toplumsal çözüm aradığı görüntüsü’ vermekten öte bir işe yaramadığı anlaşılan görüşmeleri bir türlü sonuçlanmayınca da devreye malum güç odakları girdi. Terörist Öcalan’a yol haritası açıklattırılmadı ama devreye sokuldu ve ‘barış elçileri’ için sınır mahkemesi kuruluverdi.
Türkiye’nin gücü PKK’nın güç gösterisini engelleyemez miydi, bunca güvendiğimiz hukuk niçin bu denli yok sayılıyordu? Demek, devlet böyle de rutinin dışına çıkabiliyordu!
Aynı hukuk devletinin kolluk güçleri Başkent Ankara’da bir kucak şehit yakınına güç kullanmaktan çekinmedi, şehit çocukları kalabalıkta ezilme tehlikesi geçirirken kılını kıpırdatmadı!
Güzel şeyler olacak derken, toplumsal öfkenin bıçak sırtı bir dengede durmakta olduğu gerçeği İzmir’de gösterdi kendini.
Severim de pek bilmem İzmir’i. Medyanın en iyi bileni de İzmirli Yılmaz Özdil diye, onun yazdıklarına baktım. Şöyle başlamış “İzmir’de n’oluyor?” başlıklı yazısına: “Malum arkadaşlara oy vermiyorlar diye ‘gâvur’ demişlerdi, şimdi de malum arkadaşları kovaladılar filan diye ‘faşist” diyorlar... Gâvur faşist yani! E üç gün önce savaş gemisiyle gelen Amerikalı askerlere de yumurta attılar İzmir’de... Conilere yumurta atanlar da ‘gâvur’ ve ‘faşist’ miydi? Yoksa ‘komünist’ midir İzmir?”
Özdil, İzmir’in seçim tarihini özetlemiş ve şöyle bağlamış yazısını: “… fiziki müdahaleyi tasvip etmek mümkün değil; ancak, her zamanki gibi ‘öngörü alarmı’nı çalıştırıyor, olacakları gösteriyor, ‘uyarıyor’ İzmir.”
Boşuna yazmamış adam!
İzmir’den sonra Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde çalan tehlike çanları…
Taş atan çocuklar açılımı yapılacakken, Hakkari’de çocukların yine sahneye sürülmesi… 
Her daim patlamaya hazır bir bomba izlenimi veren Mersin’in yine karışması…
İzmir’den ve Hakkari’den iki kare hala aklımda… DTP konvoyundaki bir sürücü aracını açık açık insanların üzerine sürüyor. Hakkari’de ise bir eylemci elindeki baltayla polis aracına saldırıyor; vuruyor, vuruyor; bir türlü hıncını alamıyor.
Bu kin, bu hırs, bu gözü dönmüşlük, bu sevgisizlik, bu bölünmüşlük… Biz nasıl ve ne zaman bu hale geldik; bizi kim, niçin bu hale getirdi?
“Güzel şeyler oluyor Türkiye’de!” başlıklı eseriniz bu kadar mı, yoksa yazmaya devam edecek misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız