|

Kriz kapıyı çaldı çalalı, bankalar bacaları bile kapadı. Tabii bu durum en çok sanayiciyi yaraladı. Neredeyse bir yıldır bankalara etmedik laf bırakmayan, iktidarı da ancak bankalar üzerinden eleştirebilen reel sektör temsilcileri, bir hayli kızgın. Henüz krizin başında, “Biz ağlarken onlar kar patlaması yaşıyor” diyerek, yaşanan çarpıklığa dikkat çeken TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, birkaç gün önce de “Devlete borç veren bankalar, sanayiciye selam bile vermiyor” diyordu. Krizle birlikte reel sektörün gerçekten güç duruma düştüğü yadsınamaz. Ancak bankalara yönelik bu öfkeye de - artık çok geç olduğundan - anlam veremiyorum. 1946 ile 1950 yılları arasında, yönetici ve yazarları sık sık tutuklandığı için ‘ne gün fırsat bulursa o gün çıkan’, her kapatıldığında yeni bir adla yayımlanan meşhur Marko Paşa mizah gazetesini bilirsiniz. 1948 Nisan’ından beri bir türlü aydınlatılamayan, Türkiye’nin ‘ilk faili meçhul aydın cinayeti’ne kurban giden Sabahattin Ali, Marko Paşa’nın ikinci sayısı için ‘Yabancı Sermaye’ başlıklı bir başyazı kaleme alır. Tarih 2 Aralık 1946’dır. Günlük gazetelerin yabancı sermayeyi sevinçle karşıladıklarını, resmi makamların da yabancı para girişini kolaylaştırmaya uğraştığını anımsatarak, şöyle der Sabahattin Ali: “… bir memlekete girip yerleşen yabancı sermayeyi çıkarıp atmanın, yabancı orduları sürüp denize dökmekten çok daha güç olduğunu, biz Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasçıları, herkesten iyi biliriz.” (1) Biliyorduk, ama bildiğimizin gereğini yerine getirmedik. Sonuç mu? Türkiye’de 3’ü kamu, 11’i özel, 18’i yabancı olmak üzere 32 mevduat bankası; 13’ü kalkınma ve yatırım, 4’ü katılım ve 1’i de TMSF bünyesinde olmak üzere toplam 50 banka var. Mart 2009 itibarıyla Türk bankacılık sistemindeki küresel sermayenin payı yüzde 21,3 seviyesinde. Bu paya, yurt dışı yerleşik yatırımcılar tarafından elde tutulan yüzde 18,5 oranındaki borsa payları da eklendiğinde, toplam küresel sermaye payı yüzde 39,8’e çıkıyor. (2) Denizbank’ın yüzde 99,84’ü Fransız-Belçika ortaklığının. Fortis’in yüzde 94’ü Belçika’nın. HSCB zaten yabancı. Finansbank’ın yüzde 95’i, Eurobank Tekfen’in yüzde 70’i Yunan. Bank Pozitif’in yüzde 58’i İsrail’in. Yapı Kredi’nin yarısı İtalya’nın. Garanti’nin yüzde 21’i Amerika’nın. Akbank’ın yüzde 20’si Citibank’ın. Millenium, Portekizli. Türk Ekonomi Bankası’nın yüzde 42’si Fransızların. Şekerbank’ın yüzde 34’ü Kazakların. Türkish Bank’ın yüzde 40’ı Kuveytlilerin, Türkland Bank’ın yüzde 91 Arap Bank’ın. Sonuç mu? Yıllarca arpalık gibi kullanılan Ziraat Bankası, çiftçiye kapısını çoktan kapattığı için Trakya’dan Güneydoğu’ya kadar binlerce dönüm arazi, ya ipotekli ya da bankaların eline geçmiş durumda. 1923 yılının 17 Mart’ında Lozan görüşmelerinin kesilme nedenini şu sözlerle açıklıyor Atatürk: “… bu devlet, bu millet ekonomik egemenliğini sağlarsa … onu yerinden oynatmak mümkün olmayacaktır. İşte gerçek düşmanlarımızın bir türlü rıza gösteremedikleri, onaylayamadıkları budur.” Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan 2 yıl sonra, İngiliz The Ekonomist dergisinde Türkiye ile ilişkiler konusunda hayli ilginç bir yazı yayımlanıyor. Türkiye’nin zengin doğal kaynaklarını geliştirmesinin zorunlu olduğu belirtilen yazı, şöyle devam ediyor: “Bu ise ancak yabancıların idari katkısı ve mali desteğiyle gerçekleşebilir. Özellikle büyük bir dış borç altına girilmesi ya da yabancılara geniş ayrıcalıklar tanıyan bir politikanın uygulanmasıyla hızlı bir üretim artışı sağlanabilir. Bunun için Cumhuriyet yönetiminin mutlu yalnızlık ve mutlak bağımsızlık tutkularından vazgeçmesi gerekmektedir.” (3) Türkiye’nin, 1990’lardan sonra her yönüyle ağırlığını hissettiren küreselleşme sürecinin dışında kalması beklenemezdi elbette. Yabancı sermaye karşıtları da biliyorlar ki dünyanın yaşadığı baş döndürücü gelişmelerin karşısında durmak olanaksızdı. Ancak küreselleşme sürecinin içinde, emperyalist bir oyun olduğunu da kabul etmek gerekir. Üstelik küresel egemenlik savaşının tarihi insanlık tarihi kadar eskiyken… Ekonomik küreselleşmenin, siyasal küresel güçlerin ne kadar işine geldiği açık değil mi? Eğer reel sektör bütün bu çerçeveye bakıp oyunu algılayamıyor ve dün alkış tuttuğu yabancı sermayeye bugün kafa tutabileceğini sanıyorsa, çok yanılıyor. Geçmiş olsun!.. 1 Mehmet Saydur, Marko Paşa Gerçeği (Birinci basım, İstanbul: Çınar Yayınları, 2001) s. 32. 2 BDDK, Finansal Piyasalar Raporu-Mart 2009 (Ankara, Haziran 2009) s. 17-19. 3 Turgut Özakman, 19 Mayıs 1919 Atatürk Yeniden Samsun’da (Dördüncü basım, Ankara: Bilgi Yayınevi, 2005) s. 45-46. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|