| Gazetecinin notları |
| Pazartesi, 23 Kasım 2009 14:24 | |||
![]() Silivri’de savunma sırası, neredeyse bir yıldır içeride tutulan Mustafa Balbay’daydı geçen hafta. Balbay’ın, terör örgütü üyesi olmakla suçlanmasına gerekçe oluşturan notları -ki kendisi onların iddianameye olduğu gibi değil, montajlanarak konulduğunu söylüyor- gazetecilik mesleğinin gereklerinden… Balbay da bunu vurguladı savunmasında: “Gazeteci yaşadığı çağın tanığıdır. Savcılar beni yaşadığım çağın sanığı yapmak istiyor. Bu notlar bir gazetecinin mesleki yatak odasıdır. Gazetecilikte hesabını veremeyeceğim hiçbir şey yoktur.” 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile görüşmelerini anlatırken de şöyle diyor Balbay: “Cumhurbaşkanı’yla görüşmek bir gazetecinin gücüdür. Bunun bir suç haline geleceği 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi.” Balbay’ın mesleğe ilişkin bir başka tespiti de şu: “Gazetecilik mesleğinde kurulamayacak ilişki yoktur. Gazeteci haber kaynağı ile her konuyu görüşebilir.” Mustafa Balbay’ın mesleki savunmasını yaparken anlattıklarını okuyunca pek çok şey geldi aklıma. Bugün iktidarın en önemli ‘silahşörleri’ arasında yer alan kimi isimlerin, dağlarda terörist Öcalan ile yaptıkları ropörtajlar, örneğin. O liberal aydınlar (!), ki kendileri Cumhurbaşkanlarının, Başbakanların uçaklarından da inmediler, haber yapmak için Kandil’de de dolaştılar. Ama terörist olmakla suçlanmadılar! Kürtlere mi Kürtçülere mi destek verdikleri tartışma götürse de ne ayrılıkçılıkla suçlandılar ne darbecilikle… Baş tacı oldular! Örneğin, Bursa Garnizon Komutanlığı döneminde, Uludağ eteklerinde büyük yankı yaratan kaçak yapı yıkımlarını yapan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz… Kentteki her gazeteci kendisiyle ilişki kurmadı mı? Kimileri daha yakın, kimileri daha sınırlı… Ersöz, özellikle de medya yöneticilerini arayıp herhangi bir konuyu ‘rica’ ettiğinde geri mi çevrildi? Aksine Paşa ile iletişim içinde olmak gazeteci becerisi sayılmadı mı? Peki, hangi gazeteci Ahmet Necdet Sezer ile görüşmek istemez? İster Çankaya’da ister Gölbaşı’nda… Başkaları gibi, uçağına kimseyi almayan Sezer ile söyleşi yapabilmek, bugün bile büyük bir gazetecilik başarısı olmaz mı? Ya notlar?.. Gazeteciler ne yapmalı tuttukları notları? Yakmalı mı, yoksa hiç mi tutmamalı? Nasıl olsa yazılı değil, sözlü bir gelenekten geliyoruz. Notları da aklımıza yazarız, olur biter! Balbay, “Medya mahkemesi kuruldu. İddianame bir anlamda idamnamedir. Bu salon ‘dar be!’ desem, ‘Balbay darbe dedi’ diyecekler” sözleriyle dil ustalığını bir kez daha gösterdi. Yıllardır Cumhuriyet’teki yazılarında yaptığı sözcük oyunlarını savunmasına da soktu. Hiç değilse Ergenekon tarihinde yazınsal bir tat kalacak! Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

