|

Demokratik noktadaki etik kurallar... ifadesini kavramsallaştırıp içini doldurmak, politika bilimcilerin işi. Benim edepsizlik noktasında söyleyeceklerim var izninizle. Bozacılığa soyunan Türk Dil Kurumu’nun (TDK) Büyük Türkçe Sözlük’üne göre, Arapça “edep” sözcüğüne Türkçe’de iki ayrı anlam yükleniyor. Birincisi “toplum töresine uygun davranma”, ikincisi “iyi ahlak, incelik ve terbiye.” Sözcüğün tümce içindeki kullanımını da Başbakan’ın açıklamalarından örneklendireyim: “… kısaltılmış adımız AK Parti’dir. Herkes bunu böyle yazmaya mecburdur, böyle yazmıyorsa bu edebe, adaba aykırıdır.” Başka deyişle AK Parti yerine AKP yazanları “kaba, terbiyesiz, ahlaksız”; en ince ifadeyle “yol yordam bilmez”, diye niteliyor Başbakan. Dikkat etmişsinizdir, bozacı dedim TDK için. Sakın yanlış anlaşılmasın. Ben kuruluş tarihi 12 Temmuz olan TDK’dan değil, 12 Eylül olanından söz ediyorum. Atatürk’ün temellerini 12 Temmuz 1932’de attığı özerk TDK, biliyorsunuz, 12 Eylül darbesiyle önce kapatıldı, sonra da devlet dairesine dönüştürüldü. Şimdi o TDK, durumdan vazife çıkararak, AK Parti ifadesinin Türkçe kısaltma kurallarına ne denli uygun olduğunu açıklamaya çalışıyor. ANAP ve TÜBİTAK örnekleri veriyor, veriyor da bir kısaltmanın nasıl iki ayrı sözcükten (Ak ve Parti) oluştuğunu açıklamıyor. Hiç değilse AKPARTİ diye bitişik yazılmalı, demiyor! Darbe sonrası kurulan ve Atatürk’ün Dil Devrimi’ni sürdürmeyi amaçlayan Dil Derne-ği’nin Başkanı Sevgi Özel’in sözleri ise gayet açık ve net: “Türk dilinin kurallarına göre bir parti ya da kurumun ismi kısaltılırken, isimde bulunan sözcüklerin baş harfleri alınır. Bu durumda Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kısaltılmış şekli AKP’dir.” Nasıl ve kim tarafından yapılacağı ayrı bir konu. Ancak 12 Eylül darbesinin izlerinin silinmesi için Türkiye’nin özgürlükçü bir anayasaya gereksinimi olduğu tartışılmaz bir gerçek. Üstelik yeterli de değil. Başta dilde yozlaşmayı önleyecek, birliği sağlayacak, Atatürk’ü sözde değil özde anımsayarak yola devam edecek bir ulusal dil kurumu olmadan ve o kurum gerçekten özerk olmadan nasıl temizlenir 12 Eylül artıkları! Dilbilimci değilim ben, ancak ana sütü gibi ak, ana sütü gibi temiz Türkçesini korumaya çalışan bir yurttaş ve bir gazeteci olarak, AKP demektir çıkar yolum. Şimdi ben; yol yordam bilmez, ahlaksız, terbiyesiz ve kaba adam; yazım kılavuzları ve birden fazla sözlük her zaman elinin altında bulunan kalem sahibi, bu şarkıyı başka bir yerlerden de anımsıyorum. Şafak Emel’in kulaklarını çınlatıyorum. Olay TV’nin ve Bursa’nın en acar muhabirlerinden biri olarak, Yenişehir Havaalanı’nda dikilmişti Başbakan’ın karşısına da sorduğuna soracağına bin pişman olmuştu. AKP diye başlayan sorusu bitmeden, “Bir defa partinin adını öğren de gel” yanıtını almıştı Başbakan’dan, şöyle en “edepli” tarafından. Bize de örnek olmuştu edebiyle. Tıpkı çiftçiye “Artistlik yapma lan, terbiyesiz, ananı da al git” derken, güzel İzmir’e “gavur” derken, telefonlarına çıkmadığı şehit anaları için “Bunları mı dinleyeceğim?” derken, çok geziyor diyenlere “Ülkemi pazarlamakla mükellefim” derken… olduğu gibi. Nereden baksak 5-6 yıl oldu, Başbakan Şafak’ı tersleyeli. Biz hemen sözlüklere yazım kılavuzlarına sarılmış, dil uzmanlarına danışmış ve AKP demeye devam etmiştik, en Türkçesinden. Sonra CeHape diyor Başbakan CHP’ye, MeHaPe diyor MHP’ye. Biz öyle demedik, AKP’ye AKepe, CHP’ye CeHePe, MHP’ye MeHePe, dedik. H, he diye okunmaz mı Türkçe’de! TDK bir açıklama yapar mı bunun için de! Bilmeyenlere söyleyeyim. Ben yaklaşık 12 yıl Olay Medya’da çalıştım. Olay Medya’ya TMSF el koyduğunda Olay TV’nin Haber Koordinatörüydüm. TMSF’nin MHP kökenli, AKP partizanı olduğunu söyleyen yöneticisi, yayıncılık anlayışını özetlerken, demokrasi ve hukuk kurallarına bağlılıktan söz edip örneği de AKP’den vermişti. AK Parti diyeceğiz demişti, AKP değil. Parti tüzüğünde böyle yazıyor ve bu tüzük Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca onaylamıştır. O zaman söylediğimi, tüm iyi niyetim ile incelik ve terbiyemle şimdi de söyleyeyim. Yargıtay Cumhuriyet Başsav-cılığı’nca onaylanan tüzükte AK Parti yazdığı doğru ve o bir parti tüzüğü. Ancak ben partili değil, yayıncıyım; gazeteciyim. Dolayısıyla benim uymak zorunda olduğum kurallar bütününü tüm AKP’lileri bağlayan parti tüzüğü değil, tüm yurttaşların uymakla yükümlü olduğu Türkçe kuralları bağlar! Dolayısıyla ben AK Parti demeyi reddettim. Süreç içinde önce görevden alınarak kızağa çekildim, sonra kovuldum. Çok edepli bir süreçti! Yaşayan Türkçe toplumda akıp gidiyor ve o toplumda AKP, AK Parti, Ak Parti, AK Partisi… gibi kullanımlar yaşayıp gidiyor. Tıpkı Olay Medya’da, Doğan Medyasında ve yandaş medyada olduğu gibi birden fazla kullanım yürürlükte. Türkçe kuralları konusunda birden fazla söz söyleyen olduğuna, iktidarın da 12 Eylül izlerini silmeye niyeti olmadığına göre, AKP’lilere AKP kısaltmasını içselleştirmelerini öneririm. Çok açıktır ki iktidar sahiplerinin “edepsiz” çıkışı, kendilerini eleştiren herkesi CHP’li, MHP’li ya da AKP düşmanı diye yaftalayıp üzerlerini tek kalemde çizmekten, özgürlüğü sadece kendileri için istemekten ve çoğulculuğa inanmamaktan kaynaklanıyor. Başıma gelenlerden sonra benim bu çıkışa verebileceğim tek esaslı yanıt var aslında: “Edep yahu!..” Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|