Ders olsun!
Pazartesi, 15 Şubat 2010 18:00


Yerel basının en önemli ödevlerinden biri, kent/kamu çıkarını doğrudan ilgilendiren konuları gündeme taşıyıp kamuoyu oluşturmaktır. Bursa basını ne zamandır bu görevini yapmıyor, savsaklıyordu. Her yanımızı saran atalet, bizleri de derinden sarstığı için yaşamın karmaşasında sürüklenip gidiyorduk, gazeteciler olarak. Uzun süredir ‘gündem yaratan, kamuoyu oluşturan’ bir habere rastlamamıştık, günlük gazetelerde.
Bursa Hakimiyet’in, Mustafa Özdal’ın gündeme taşıdığı İstanbul İl Çevre Düzeni Planı’nın Bursa’ya etkileri konusu, bilinmedik bir gelişme değildi. Sonunda üzerinde durulmaya değer bulunması bir kentli olarak sevindirdi beni. Ancak Bursa basınının, haberi çok geç gündeme getirdiğini de görmezlikten gelemiyorum. Bu da biz gazetecilerin suçu!
Kulakları çınlasın, şimdi Gazi Üniversitesi’nde çalışan, Bursa medyasının da yakından tanıdığı Prof. Dr. Metin Taş’ın bir sözünü aktarmadan geçemeyeceğim: “Bu gazeteciler” der Metin Hoca, “Niye hiç gazete okumaz!..”
Doğru bir tespit değil mi?
Oturup yüzlerce sayfalık İstanbul Çevre Düzeni Planı’nı okuyacak halimiz yok elbette. Ama niye gazete okumayız ki biz.
Okusak, acaba 2006 yılında hazırlanıp onaylanan planı Bursa gündemine taşımak için bu denli bekler miydik?..
Sadece PUSULA’dan birkaç örnek vereyim…
Aynı zamanda Şehir Plancıları Odası Bursa Şubesi Başkanı olan Füsun Uyanık, PUSULA’nın 14-20 Nisan 2009 tarihli 23. sayısında ‘Farkında mıyız?’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazısında küreselleşmenin kentlere etkisi üzerinde duran Uyanık, şu noktaya dikkat çekiyor: “İstanbul’a rol biçen güçler, İstanbul’da istemedikleri sanayiyi artık Bursamıza kaydırmaktadırlar.”
Uludağ Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Kamil Salihoğlu’nun her yazısı da ‘arşiv’ niteliğinde. PUSULA’nın 26 Ocak-1 Şubat 2010 tarihli 64. sayısındaki ‘İstanbullu mu oluyoruz?’ başlıklı yazısında, açık ve net olarak çizgiyi çekmişti Kamil Hoca: “Bursa İstanbul’un bitmek bilmez iştahına kurban edilecek bir kent değil.”
Celil İnce de ocak ayı sonunda kaleme aldığı yazıda gidişatı özetliyordu: “İstanbul boşaltılıyor! Sanayi ve üretim İstanbul’dan Trakya’ya ve Bursa’ya kaydırılıyor, kaydırılacak.”
Madem başladım alıntılarla anımsatmalara. Bir de Haziran 2001 tarihli Bursa Defteri’nde yayımlanan ‘Bir Yerleşmenin Planlanmasına Nasıl Bakılabilir?/Gölyazı (Bursa) Koruma İmar Planı’ başlıklı üç akademisyenin ortak makalesine bakalım. Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyeleri Emel Göksu, Tolga Çilingir ve Levent Ünverdi, makalede, Türkiye’de küreselleşen sermaye ile eklemlenen tek merkezin İstanbul olduğunu; bu bağlamda kentin sosyo-ekonomik ve mekansal bileşenlerini ayıklama sürecine girdiğini ve Bursa’nın, İstanbul’un orta mesafe desantrilizasyon bölgesi olarak görüldüğünü söyledikten sonra şu tespiti yapıyorlar: “Bursa Büyükkent bütünü, küresel kent İstanbul’a bağımlı orta mesafe desantrilizasyon senaryosunu benimseyen, bu kurgunun belirlediği kararları veri olarak alan ve kendi mekansal tercihlerini bu çerçeve içinde üreten bir tercihe yönelmektedir.”
Peki nedir, Bursa’nın kendi mekansal tercihleri?
Göksu, Çilingir ve Ünverdi, onun da ‘finans ve hizmet sektörü’ olduğunu, ‘Bursa’nın da sanayi sektöründen gelen talebi yakın çevresine desantrilize etmeye çalıştığını’ yazıyor.
İstanbul planı tartışmaları çerçevesinde Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’nin verdiği mesajlar da ‘akademik tespite’ uygun. Başkan Altepe Büyükşehir Meclisi’nde de Kütahyalı yönetici ve iş adamlarının ziyaretinde de “Bursa’nın sanayi kapasitesi dolmuş durumda. Bunu çevre illere transfer edeceğiz” dedi.
Demesine dedi de son dönemde yaşadıklarımız da ortada. Anımsamayanlar Murat İlkme’nin yazısını okusun.
Bırakın Bursa’ya gelen sanayiyi çevre illere transfer etmeyi, teşvikle Bursa’ya kurulan fabrikaları bile organize sanayi bölgeleri içine konduramıyoruz!
Gelelim son tümcelere…
Küreselleşmenin bize biçtiği rolü anlamakta geç kaldık. Ama bu, o rolü değiştirmek için çaba göstermemizi engelleyecek değil. Halk istemezse olmaz! Hem unutmayalım, biz geleceğin Bursasını, İstanbul’dan çok önce, ta 1998’de planladık.
Meslektaşlara da bir çift sözüm var. Şu çok tartışılan ‘çevre’ yatırımlarında, yatırımcılara ‘kayıtsız koşulsuz’ güven duyan gazetecilere… Bursa Hakimiyet’in kamuoyu oluşturduğu konu, umarım ‘neye hizmet ettiklerini anlamalarını’ sağlamıştır!

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız