Demokrasi
Pazartesi, 04 Ocak 2010 14:58


Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un son açıklamaları, kozmik oda tartışmaları arasında kaybolup gitti.
Bence üzerinde durulmaya, kritik edilmeye değer.
Amerikan PBS televizyonunda yayınlanan ‘Charlie Rose Show’ adlı programa katılan Orhan Pamuk, Türkiye’deki ‘esas çekişme’nin ne olduğunun sorulması üzerine ‘iki’ çekişme olduğunu söylemiş. Pamuk’un deyişiyle aktarırsak; ilki ‘Kürt halkıyla merkezi hükümet arasındaki çekişme’, ikincisi ‘laikler ile İslamcılar arasındaki kavga…’
Kürt halkının ‘daha fazla kültürel, dilsel, siyasal hak talep ettiğini’, merkezi hükümetin ise ‘bundan korku duyduğunu ve gerçekte bu konuyu daha liberal ve yumuşak biçimde nasıl ele alacağını bilmediğini’ söylüyor, Orhan Pamuk. Ona göre, sorun ‘merkezi; geleneksel hükümetin, yumuşak ve liberal bir tavır geliştirmek yerine, sert bir tavır izlemesi…’
‘Laik-İslamcı kavgası’na gelince…
Şöyle söylüyor Pamuk: “Bence Türkiye kesinlikle laik bir ülke. Liderlerinin 10 yıl önce kendilerini ‘İslamcı’ olarak tanımladığı bir partinin bugün iktidarda olması da bu resmi çok fazla değiştirmiyor. Atatürk’ün laiklik projesi işliyor. İşlemeyen; demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü…”
Pamuk’a göre, Türkiye’de demokrasinin işlememesinin nedeni, ‘ordu ve bürokrasi içindeki muhafazakar ve otoriter bazı yönetici elitler…’  Avrupa Birliği (AB) sürecinin, dolayısıyla ‘özgürleşme’nin önündeki engeli de ‘ordu, bürokrasi ve adli bürokrasi’ diye sıralıyor, Pamuk. Bu muhafazakar ve otoriter yönetici elitler, daha batılıymış, ancak kendi otoriter hallerinin, ifade özgürlüğü üzerinde durmamalarının ve insanların oylarına saygı göstermemelerinin sorununu yaşıyorlarmış!
Kültürel olarak bu kesime daha yakın olduğunu itiraf etse de kendisini ‘hoşgörü anıtı’ gibi göstermekten uzak durmuyor, Pamuk: “Laiklerin birçoğu iyi insanlar, ama demokrasiye, halkın oylarına ve insan haklarına çok saygıları yok!”
Görüldüğü gibi, Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, Türkiye’nin temel sorunlarını, romanlarında asla kullanmayacağı ölçüde sıradan bir kurgu içinde sunuyor. Oysa Pamuk düşüncesindeki bu kurguda bir temel çelişki gözden kaçmıyor:
Hak isteyen bir halktan korkarak, liberal tavır geliştiremeyen bir ‘geleneksel’ hükümet!
Söz sırası demokrasi, insan hakları ve ifade özgürlüğüne gelince ise ‘geleneksel kalıplarından sıyrılan’ hükümet!
Başka deyişle, Kürt sorununda sözüm ona sert bir tavır izleyen ‘geleneksel’ hükümet; sıra özgürlüklerin geliştirilmesi ve AB sürecine gelince son derece ‘reformcu’ oluyor. Ancak bu kez de ‘ordu, bürokrasi ve adli bürokrasi’yi aşamıyor!
Bir kere iktidarın ne kadar ‘geleneksel’ olduğunu sorgulamak gerek. 8 yıldır ‘statüko yıkılacak’ denilerek; iç politikadan dış politikaya, iyi kötü yerleşmiş ne kadar kural varsa ortadan kaldırıldı; devlet gelenekleri hiçe sayıldı. Kuşkusuz tüm ülkelerde var olan, devletin kendini koruma içgüdüsü yitirildi.  Türk siyasal tarihinin en esaslı çekişmesi olan merkez-çevre ayrımında, güç artık çevrenindi. O da bu gücü doğru kullanamadı, boş yere harcadı.
Dolayısıyla iktidarın Kürt sorunu karşısındaki, yumuşak ya da sert değil, ama ikircikli, ne yapacağını bilemez tutumunun nedenini burada aramak gerekir, gelenekselliğinde değil!.. Nitekim iktidarı muktedir kılan çevre içinde Kürt halkı yoktur. İktidar, Kürt halkı da o çevreye eklensin diye uğraş vermekte, bunu ‘reel politik çalışması’nın bir parçası olarak görmektedir, o kadar!
Demokraside geri kalma nedeni ise laiklik değildir, kuşkusuz.
Toplumun bir kesiminin AB sürecine tamamıyla karşı çıktığı, bir kesiminin çekinceleri olduğu açıktır. Ancak, örneğin ordunun ya da adli bürokrasinin ‘çağdaş uygarlık’tan yana olmadığı söylenebilir mi? Diyelim ki öyle olsun, özgürlük savaşımının son kahramanı, ‘bürokratik oligarşi’yi aşamayan iktidar olsun. Bu kez de hangi demokrasi, hangi ifade özgürlüğü diye sormak gerekmeyecek mi? Gerekecek, çünkü yaşananlar, iktidar sahiplerinin demokrasiyi hala araç olarak gördüğünü ortaya koyuyor.
İşte askerin kışlasında sivil yargıçlar arama yapıyor. Toplumun, sözüm ona ‘statükocu’ kesimini ve kendi iç kamuoyunu rahatlatmak, ‘arama tamamen yasal’ diyerek, yine askere kalıyor. Demokrasi mücadelesinde askeri gözaltına almak, adeta moda oluyor: Aşçıymış, marangozmuş, elektrik teknisyeniymiş, şoförmüş kime ne!
Hem sivil toplum, ‘askeri olmayan toplum’ demek mi ki, özgürlük savaşımı böyle dar bir alana sıkıştırılıyor?
İşte Tekel işçileri… Önce sopa atılıyor, ardından azar faslı geliyor, son olarak da bir çeşit rüşvet teklif ediliyor. Kömür, nohut, bulgur, beyaz eşya dağıtılırken sosyal olan devlet, sıra özelleştirme mağduru işçilere gelince işletme mantığına sığınıyor. 
İsteniyor ki işçi fabrikasından, memur dairesinden, esnaf dükkanından, öğrenci sınıfından, öğretim üyesi üniversitesinden… çıkmasın, meydanlar hep boş kalsın!.. Ne demişti Pamuk: “Laiklerin birçoğu iyi insanlar, ama demokrasiye, halkın oylarına ve insan haklarına çok saygıları yok!”
Yanılıyor ünlü yazar.
Laikler son 10 yılda çoğulcu demokrasiyi öğrendi, oysa Pamuk’un İslamcı dediği, iktidar ve yandaşları, hatta ona oy verenler ise çoğunlukçu demokraside kaldı.
Bu, ali kıran baş kesen havaları ondan!..

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız