Çelişkiler… Çelişkiler…
Pazartesi, 31 Ağustos 2009 11:09

alt

İktidarın ‘Kürt açılımı’ diye başladığı, ardından Haberturk TV’nin katkılarıyla ‘demokratik açılım’ adını daha uygun bulduğu sert tartışma ortamı, dil ve eğitim konusuna kilitlenmiş durumda.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, 30 Ağustos mesajında, Anayasa’nın değiştirilmesi teklif bile edilemez olan 3. maddesini anımsattı ve “Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir” dedi.
Devletin zirvesinde Kürt açılımı konusunda bir uzlaşma olmadığı ve hatta olamayacağı da Başbuğ’un ‘üniter devlet ve Türkçe’ vurgusuyla netleşmiş oldu. Nitekim üniter devlet, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın aklına, ancak ve maalesef, askerin açıklamasından sonra geldi. İktidarın hala görmezden gelme cesaretini gösterdiği olgu ise dil…
İktidarın ‘tek devlet, tek millet, tek bayrak’ söylemindeki başlıca eksikliğin dil olduğunu daha önce de yazdım. CHP ve MHP ile hiç anlaşamayıp, DTP ile çok kolay anlaşılmasının arkasında da bu yatmıyor mu?
Bakın ne demiş, DTP’nin gerçek sesi, Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna: “Anadilde eğitim hakkı için coğrafyanın değişmesi gerekmiyor, sınırlar çekilmesi gerekmiyor. Anadilde eğitimle üniter devletin ne alakası var?”
Türkçe bilip bilmediğinden emin değilim Ayna’nın, ama hiç tarih bilmediği çok açık. Türkiye Cumhuriyeti nasıl kuruldu ve Cumhuriyetin kurucuları Eğitim Birliği Yasası’nı neden çıkardı acaba?
Bir başka DTP’li de - Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, “Kürtlerin de kırmızı çizgileri var” diyor ve ekliyor: “Hiçbir süreçte ben dilimden ve kültürümden vazgeçerim demedi Kürtler. Bunlar Kürtler için kırmızı çizgilerdir. Ama özerklik projesine biz Türkiye’nin demokratikleşme sürecidir dedik. Birtakım kırmızı çizgiler DTP tarafından masaya yatırıldı ve dendi ki; Türkiye’de demokratik özerk bölgeler olabilir, bu bölgelerin resmi dili Kürtçe olmak kaydıyla yerel dillerin eğitiminin öğretiminin ve kamuda kullanımının önü açılabilir. Biz tüm Türkiye’de resmi dil Kürtçe olsun demiyoruz. Kürtlerin bulundukları bölgede resmi dil Kürtçe olsun.”
Hanımefendi lütfediyorlar, tüm Türkiye’nin resmi dili Kürtçe olsun, demiyorlar!..
Demokrasiden anladıkları özerklik, onu da dille sağlayacaklar. Ama hala ısrarla ve adeta çocuk kandırırcasına ayrılıkçı olmadıklarını iddia ediyorlar.

YAŞAR KEMAL VE
ORHAN PAMUK

Hep politikacıların söylediklerine bakacak değiliz elbette!.. Biraz da kültür sanat dünyasından gelen seslere kulak verelim…
Yok yok, Başbakan’ı arayan Sezen Aksu ile “Babam da Kürt’tü” diyen Hülya Avşar’dan söz etmeyeceğim. Yaşar Kemal ile Orhan Pamuk’un takındığı tavırlar dikkatimi çeken…
Biri Türkiye’nin evrensel yazarı, öteki Türkiye’nin Nobelli yazarı... Türkçe’ye Nobel kazandırdığı için sevindiğim, kitaplarını okuduğum, ama romanları beni yeterince sarmayan, üstelik Türkçesi de hayli bozuk olan Orhan Pamuk, Timeout Moskova dergisine yaptığı açıklamada, “Bu topraklarda 1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürülmüştür” sözünün arkasında olduğunu belirtmiş ve eklemiş: “Ülkemizde fikir ve ifade özgürlüğü henüz yok.”
Orhan Pamuk düşüncesindeki yanlışlığın kaynağı Ermeni ve Kürtlerin öldürülmüş olması gerçeği değil, Pamuk’un ölüm bilançosuna neden sadece Ermeni ve Kürtleri koyduğudur! Oysa Pamuk, bu acı topraklarda ölen ve öldüren onlarca ırk sayabilir istese…
‘Beyaz Türk’ Orhan Pamuk böyle söylerken, yıllardır göğsünü gere gere Kürt olduğunu söyleyen ve Türkçe’nin en güzel romanlarını dünya yazınına armağan eden Yaşar Kemal ne diyor acaba?
“Türkiye’de akan kanın durmasına ve çağdaş bir demokrasiye ulaşmamıza en büyük engelin çözümü için içten ve akılcı her yaklaşımı saygı ve şükranla karşılarım (…) Her toprak doğasıyla ve kültürüyle zengindir. İnsan olarak gücümüzü yaşadığımız toprağın zenginliği, çeşitliliği verir. Dünya bin kültürlü bir çiçek bahçesidir, bu bahçeden bir tek çiçeğin yok olması dünyadan bir rengin yitmesidir (…) Bugün Türk olsun, Kürt olsun, kim olursa olsun, hangi oluşumdan gelirse gelsin, bu ülkede gerginliği arttıracak söz ve eyleme girişeceklerin vebali ağırdır, tarih önünde ağır biçimde yargılanacaklardır, buna eminim…”
Akan kan samimi ve akılcı çabalarla sona ermeli, Anadolu toprağının varsıllığı yitmemeli, gerginlik tırmandırılmamalı, diyor Yaşar Kemal…
Orhan Pamuk ise sanki Nobel gerekçesiymişçesine aynı nakaratı yineleyip duruyor…
Biri Kürt, öteki Türk; beyaz Türk…

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız