| Bursa romanının önsözü |
| Pazartesi, 14 Haziran 2010 10:03 | |||
![]() Uzun bir aradan sonra yeniden kitaplarıma döndüm. Başlangıcı çok sevdiğim biyografilerle yaparken, ilk sıraya da “Dibace’nin Ertesi Günü”nü* aldım. Yazanı tanıyor, yazılanı biliyordum çünkü. Meslekdaşım Sevinç Baysal, yıllarını vererek özgün bir araştırmaya imza atmıştı. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO) efsane genel sekreteri Ergun Kağıtçıbaşı’nın yaşamından kesitler, özgün bir yapıtta bir araya gelmişti. Önce bir gerçeği ortaya koyarak, hakkını teslim edelim Sevinç Baysal’ın: Gazetecinin yazar olması zordur, öyküyü kurgulamak; o kurgudan hikaye yapmak; hikayeleri romanlaştırmak kolay değildir. Alışılagelmiş habercilik kalıplarını unutmak, yırtıp atmak gerekir. Biliyorum, Sevinç Baysal, mesleğinden uzak kalmaktan; belki uzak tutulmaktan kırgın, yorgun. Ama görülüyor ki o yorgunluk, ilkyaz müjdecisi gibi yepyeni sürgünler yaratmış. Yazınımız yeni bir kalem kazanmış. Sevinç Baysal, alçakgönüllü kişiliğini bir sözcük oyununa başvurarak ortaya koyuyor. Yapıtı için roman değil, “romANImsı” diyor. Oysa romanının ilk sayfasından itibaren, mürekkebini yılların deneyiminden damlatarak harcayan bir yazarla karşı karşıya olduğunuzun farkına varıyorsunuz. Eğer benim gibi iflah olmaz bir biyografi tutkunuysanız, kendinizi derhal satırlar arasında kaybedip o yıllara dönüveriyorsunuz. Kara günlerle başlayan o yıllarda hep Bursa var. Kah Hükümet Caddesi’nde, Kozahan’ın karşısındaki 17 odalı, büyük bahçeli bir konaktasınız; kah yaylıyla saatler süren bir Gürsu yolculuğuna tanıklık ediyorsunuz. Bazen unutulmaz Mudanya treninde buluyorsunuz kendinizi, bazen de Kapalıçarşı’nın geçim yangınında… Cumhuriyet sonrası başlayan asıl kurtuluş mücadelesinin izleri, o mücadelede Bursa’nın aldığı yer, kalın çizgilerle çiziliyor Baysal’ın yapıtında. Merinos ile başlayan sanayileşme çabası, Türkiye’nin ilk organize sanayi bölgesinin (OSB) kuruluşu, otomobil fabrikalarının ardı ardına kente gelişi, sanayileşmenin yarattığı kentleşme sorunları… Ve elbette, Osmanlı’dan Cumhuriyete, 27 Mayıs’tan 12 Eylül’e uzanan politik süreçler… Böylesi bir ekonomik ve siyasal panoramayı romanının arka planına ustaca yerleştiren Sevinç Baysal, Bursa’nın geçirdiği değişim sürecini anlamak için mutlaka bilinmesi gereken, Ergun Kağıtçıbaşı’nın yaşamını anlatıyor bize. Bursa’nın geçirdiği değişim sürecini anlamak için mutlaka bilinmesi gereken, diyorum. Çünkü Kağıtçıbaşı, Bursa’da sanayileşmenin, dolayısıyla kentleşmenin de önsözünü yazabilecek az sayıdaki isimden biri: BTSO’nun 33 yıllık genel sekreteri, sanayide dönüşümü getiren ilk OSB’nin ve otomobil fabrikalarının kuruluşunda en çok emeği geçen isimlerden biri. Ergun Kağıtçıbaşı, romanın sonunda esaslı bir sorgulamaya girişiyor, Baysal’ın kaleminden. Üç önemli tespit yapıyor, itiraf gibi: İlk OSB kentten 12 değil, 40 kilometre uzakta olmalıydı; sakat sanayi bölgelerinin doğuşu önlenmeliydi; tek bir otomobil fabrikası yeterdi! Bugün Bursa, o yılların bedelini ödüyor; acısını çekiyor, ancak ne yazık ki ders almıyor. Çoğu sonradan organize olmaya çalışan 13 sanayi bölgemiz var. Daha kötüsü, hala OSB’ler dışında kurulan fabrikalar var. Daha da kötüsü bunlar devlet teşvikleriyle kuruluyor! Peki ne olacak, böyle geldi, böyle mi gidecek? Hayır! Ergun Kağıtçıbaşı’na göre de hayır. Böyle gitmemeli, gidemez. Çünkü Begümler, Işıklar, Doruklar… “Bu çocuklar, bilinçli anne ve babalar ile çağdaş eğitimcilerin gözetiminde yetişecekler, bir yandan, başka dünya olmadığının farkında olarak üç dört kuşaktır yapılan yanlışların sonuçlarıyla boğuşmak zorunda kalırken, bir yandan da dünyayı insanoğlunun kötülüklerinden korumanın yöntemlerini kararlılıkla uygulayacaklar…” (s. 282-283) Böyle gitmeyecek, çünkü Kağıtçıbaşı’nın deyişiyle Bursa için artık sıra, akıl yoğun sanayide: “Bursa’nın sanayiden kendisini kurtarması mümkün değildir. Bursa’yı yönetenler, geçmişte nasıl OSB’lere önderlik etmişlerse, şimdi de teknoparklara önderlik etmelidirler. Küçük arazilerde, küçük ve fakat teknoloji yoğun - ben buna akıl yoğun diyorum - işletmeler getirerek, Bursa’yı kar merkezi yapmamız gerekiyor. Üniversite ile de yakın işbirliğiyle ki - ben buna akılla tecrübenin nikahlanması diyorum - teknoparklar konusunun ciddi şekilde ele alınması gerekir.” (http://www.ekonomikpusula.com/is-yemegi/sira-akil-yogun-sanayide). *Dibace’nin Ertesi Günü/Ergun Kağıtçıbaşı’nın Anıları, Sevinç Baysal, Uludağ Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayınları, Mart 2010, Bursa. Esat Kaplan'ın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

