Bakla
Pazartesi, 26 Nisan 2010 13:27


Daha önce de yazmıştım. Bizim apartmanın kapıcısı Adil Efendi, gündemi yakından takip eder. Gazeteleri mahalle kıraathanesinde okur, akşam olunca da televizyon haberlerini, tartışma programlarını kaçırmaz.
Geçen hafta, akşamüzeri yolda karşılaştık, elinde bir poşet, pazardan dönüyordu. “Bakla aldım ağabey” dedi, “Pazar kalkmadan sen de al, yılda bir kez yemek lazım!”
“Niye bir kez?” diye sorunca başladı anlatmaya: “Baharın müjdecisidir bakla. Bahçelerin en nazlı sebzesidir. Bu yüzden tezgahlardaki ömrü çok kısadır. Pazara çıkar çıkmaz, göz alıcı yeşiliyle tazeliği üstündeyken yenmelidir.”
“Ben pek sevmem tadını” deyince, “Tadı güzel olmayan her yiyecek gibi sağlığa yararlıdır. Kansere düşmandır. Kolesterolü düşürür. Kan şekerini düzenler. Cildi güzelleştirir” diye sıraladı arka arkaya…
Tabii mideye gidecek baklayı anlatıyormuş bizim Adil Efendi. Bir de ağızdan çıkan bakla varmış ki, onun yararı değil, zararı olurmuş!
“Ne demek şimdi bu” diye alık alık bakarken, Adil Efendi, “Tayyip, sonunda ağzındaki baklayı çıkardı, ama fazlasıyla bayat olduğundan bünyeye zarar be ağabey” dedi.
Ben anayasa değişikliğini mi kast ediyor, yoksa bedelli askerlikten mi söz ediyor diye düşünürken, Adil Efendi, memleketin yıllar sonra dönüp dolaşıp yeniden sistem tartışmasına kilitlenmek istenmesine ne dediğimi sordu.
“Gazeteci olan benim, soruları ben sorarım” dedim, Adil Efendi’ye. O da konuşacak adam arıyormuş zaten, başladı anlatmaya.
“Ağabey” dedi, “Ben zaten iki yıldır düşünüyordum, Cumhurbaşkanı’nı niye bana seçtiriyorlar, diye. Cumhurbaşkanı’nı ben seçeceksem, benim seçtiğim adamın eli kolu niye bağlı olsun?”
“Bağlı değil ki Cumhurbaşkanı’nın eli kolu” demeden ben, “Sorumsuzmuş Cumhurbaşkanı, hani ne yaparsa yapsın, soran eden olmuyormuş” dedi.
Hem halkın gücünü arkasına alacak, hem de öyle kukumav kuşu gibi oturacak Cumhurbaşkanı mı olurmuş!
“Yani” dedim…
“Yani” dedi, Adil Efendi, “O işin arkasından böyle bir şey geleceği belliydi. Hem, hatırlıyor musun ağabey, Tayyip ne dedi? En son 2011’de girecek seçime. Tükürdüğünü yalayacak adam mı o? 2011’de Başbakan olur, sonra da çıkar Başkan olur…”
“Bunlar işin magazin tarafı. Daha iyi olmaz mı Başkanlık sistemi” deyiverdim.
Televizyonlarda uzun uzun Burhan Kuzu’ya dinlemiş bizimki. Diyormuş ki Burhan Kuzu: “Parlamenter sistemde yasama organının adı var, kendisi yok. Tamamen yürütmenin hakim olduğu bir model. Ama başkanlık sisteminde yasama ağırlıklıdır. Adı başkanlıktır, ama asıl yetkili olan yasamadır. Parlamenter modeldeki başbakanlar, ABD Başkanı’ndan birkaç kat daha yetkilidir.”
“Sence öyle midir, Başkan dediğin tek adamdır, ne derse o olur” diye kışkırttım Adil Efendi’yi.
Kafası bir hayli karışmış. Kuzu’nun söylediğini, 23 Nisan’da Başbakan Erdoğan da teyit etmiş. “Nasıl?” diye sormadan, “Ağabey, 23 Nisan’da koltuk çocukların oluyor ya, Başbakan’ın koltuğunu da bir çocuk oturmuş. Tayyip diyor ki çocuğa: Artık yetki sende, ister asarsın ister kesersin…”
“Yani” dedim yine… “Of be ağabey” diye çıkıştı Adli Efendi: “Bir çocuğa Başbakanlığı ister as, ister kes diye anlatan biri Başkan olursa parlamentonun ne hükmü kalacak, merak ediyorum!”
“Sen öyle diyorsun ama, bak Amerika’da Obama öyle her istediğini Kongre’den geçiremez. Zaten Başbakan da sistemin istikrara güç katacağını, Meclis’in daha etkin hale geleceğini söyledi. Ayrıca herhalde tıpatıp Amerika’dan sistem kopyalanacak değil. Türkiye’nin kendine özgü koşulları var” dedim.
“Hah, tamam işte ağabey” dedi, Adil Efendi. “Başkan olayım mı diye bana soracak, ama kimi vekil yapacağına kendi karar verecek. Türkiye’nin kendine özgü koşulu dediğin o değil mi?”
Gülümsedim, acı acı…
“Bir de” dedi Adil Efendi: “Meclis güçlenecek, sistem hükümeti de koruyacak diyor Tayyip. Tamam da peki, yargı ne olacak? Hükümeti, Meclis’i kim denetleyecek?”
Biz sohbete kapı önünde de devam edecektik ki aşağıdan Ziynet Hanım'ın sesi geldi. Adil Efendi, "Bizim denetçi baklayı bekliyor" diyerek, evine doğru seğirtti.

Esat Kaplan'ın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız