| Adalet duygusu |
| Pazartesi, 16 Kasım 2009 14:39 | |||
![]() Darbe belgesi gerçek mi sahte mi? Sahte belge nasıl olur, gerçeğinden nasıl ayırt edilir? İmza yaş mı kuru mu? Adli Tıp yaş dediyse Jandarma kriminal de aynı sonuca varır mı? Varırsa, belgeyi dört kez isteyen askeri savcılığa göndermek zor bir iş mi? Gönderilirse hukukun dışına mı çıkılır? Bilmem, umalım da yaşayacağımız süreç bu sorulara yanıt versin! Tüm bu sorular arasında, imza sahibi olduğu iddia edilen Albay Dursun Çiçek, iki kez tutuklandı, iki kez serbest bırakıldı. Albay Çiçek, 1 Temmuz’da örgüt üyesi olmak suçlamasıyla tutuklandı, 24 saat geçmeden de tahliye edildi. Aradan 4 ay geçti ve imzanın ıslandığı söylendi. Albay Çiçek, 11 Kasım’da aynı suçlamayla tutuklandı, 43 saatlik tutukluluğun ardından yine serbest bırakıldı. Gerekçe her iki işlemde de aynıydı: Delil durumu, kaçma şüphesinin bulunmaması ve sabit ikametgah sahibi olması… Delil durumu tutukluluğunu değil de tahliyesini emrediyorsa 4 ayda ne değişti? Deliller -ki belgenin aslı ve imzanın ıslağı olduğu söyleniyor- yetersizse günlerdir neden bir bardak suda fırtına koparılıyor? Yoksa, delil durumu, tutuklayana göre başka, itiraz üzerine serbest bırakana göre başka mı? Öyle olduğu anlaşılıyor! Türkiye’deki cemaatleş(tir)me operasyonu, yarını düşünmeyen iktidarların katkılarıyla hem devletin tüm kurumlarında, hem de tüm toplumsal kesimlerde yıllardır usul usul ilerliyor. Direnç noktaları birer birer etkinliğini yitiriyor. Siyasal ortamda ordunun güçsüz bırakılmaya çalışıldığı oyunun son perdesi de yargıda oynanıyor. Yaz aylarında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda yaşanan tartışmalar… YARSAV Başkanı Emin Ağaoğlu’nun her fırsatta dile getirdiği baskı iddiaları … Sincan Yargıcı Osman Kaçmaz’ın Kayıp Trilyon davasındaki tavrından sonra başına gelenler… Kamuoyu olup bitenleri izlerken, savcının savcıyı; Adalet Bakanlığı’nın hepsini dinlettiğinin ortaya çıkması… En son da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, AKP hakkında, hukuk devleti ilkelerine aykırı eylemlerin odağında yer alma iddiasıyla inceleme başlatması… Öyle görünüyor ki yargı, Cumhuriyet’ten yana bütünlüğünü korumakta direndikçe, hukuk devleti ilkelerinde ısrar ettikçe; cemaatçi yapılanma da yargıda sürgün vermeye, filiz sürmeye devam ediyor, dallanıp budaklanmaya çalışıyor. Toplum bir süredir nasıl ikiye bölündüyse yargı da ikiye ayrılmaya çalışılıyor! Türkiye’nin içinde bulunduğu politik ortam böylesi bir fotoğraf sunarken, maalesef toplumsal güven ve adalet duygusu giderek yok oluyor! Benim bildiğim, güvensizlik üzerine ancak ticari ilişki kurulabilir, toplumsal ilişki değil! Adalet duygusunun incindiği bir toplumda güven inşa etmek mümkün mü? Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

