AB başka reformlar da bekler!
Pazartesi, 06 Temmuz 2009 13:54

alt

Yaşanan sürecin özeti şu: Ana muhalefetin 12 Eylül darbecilerinin yargılanması önerisine, iktidar gece yarısı operasyonuyla yanıt verdi. Muhalefetin tatil rehavetine kapılmasıyla Türk Ceza Yasası’ndaki değişiklik, tereyağından kıl çeker gibi yapıldı. Reform diye askere sivil yargı yolu açıldı. AB de bu işin kılıfı oldu.
Aslında iktidar sahipleri, niyet konusunda kendi ağızlarıyla yakalandı: “Darbelere ve darbecilere karşı bu. Varsa hepsi yargılansın.” Arkasından da değişikliğin, belge mi kağıt parçası mı olduğu konusunda uzlaşma sağlanamayan planda imzası bulunan Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek ile ilgili olmadığı söylendi. Peki, bu düzenleme, “Yargıya bırakmam, kıyarım canıma” diyen Kenan Evren ile mi ilgili, yoksa politikaya 12 Eylül’ün Danışma Meclisi’nde başlayan Tunceli Milletvekili Kamer Genç’le mi?
İşin bir de şu yönü var: Hukuksal süreç işledi ve Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın görevsizlik kararı vermesinden sonra Albay Çiçek, Ergenekon’un sivil savcısına ifade verdi. Mahkemeye çıkarıldı, tutuklandı, itirazın ardından tahliye edildi, şimdi tutuksuz yargılanacak! Peki bu durumun Meclis’te gece yarısı yapılan değişiklik ile ilgisi var mı? O değişiklik henüz yürürlükte bile değil. O halde Albay Çiçek, öyle bir değişikliğe gereksinme olmadan da yargılanabiliyormuş. Tıpkı Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınan, sorgulanan, kimileri tutuklanan muvazzaf subaylar gibi…
Darbecilerin yargılanmasını tarihe bıraktık, bari darbe planı yaptığı iddia edilenleri elimizden kaçırmayalım, diyen bir sözde liberal anlayış hüküm sürüyor Türkiye’de. Sulu şakalara gelmeyen, ama sulu şaka yapmaktan geri durmayan iktidar da cabası!..
Son 7 yılın en müthiş parlamenter buluşu torba yasa. Ve iktidar, bu dönemin son torbasına bir de askere sivil yargı önergesi atarak, epeydir unuttuğu AB reformlarını hızlandırma kararı alıyor. Ne zaman? Meclis tatile girdiği gün!
Tam yeridir sözü İsmet Paşa’ya bırakmanın: “Hadi canım sen de!”
Keşke öyle olsaydı. Örneğin Meclis tatil öncesi son günlerinde o torbayla değil de örneğin Sendika Yasası ile uğraşsaydı. Sendikalarla uzlaşma çalışmaları tamamlansaydı, yasa çıkarılsaydı, örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılsaydı!
Ekonomik PUSULA’nın İş Yemeği’ne Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak konuk olduğunda ne demişti Faruk Çelik: “Sendika mevzuatımız 1980 ihtilalinin ürünüdür. Nisan ayında Genel Kurul’a getiriyorum, geçecek büyük ihtimalle.”
Sendika Yasası çıkmadı, ama Başbakanlık, 3 Temmuz’da bir genelge yayımladı: “Sendikal Haklar Genelgesi.” Memur sendikalarına üye kamu çalışanlarıyla ilgili talimatlar içeren genelgede, tüm çalışanların sendikalara üye olabilmelerinin örgütlenme özgürlüğü kapsamında güvence altına alındığını anımsatıyor Başbakan, dosta düşmana.
Hukuksal süreçlerin hepsinden alnının akıyla çıkarak, ATV-Sabah grubundaki grevin yasal olduğunu kanıtlayan Türkiye Gazeteciler Sendikası da genelgeyi yayımladığı gün bir çağrı yaptı Başbakan’a. Türkiye’nin en büyük yandaş medyasında, işverenin toplu sözleşme masasına yeniden oturması için arabulucu olmasını istedi. Daha önce gönderdiği iki mektubun yanıtını sordu. Yanıt alamadı, alamayacak da belki. Ama eğrinin eğri, doğrunun doğru olduğu günler de gelecek bu memlekete.
Gelecek mi?
Umut yoksulun ekmeği, ye babam ye hesabı belki. Ama artık, krizin canlarını en çok yaktığı dönemlerde sesini soluğunu çıkarmayan etkin kesimler, kriz sonrası hesaplarını yapmaya başladı.  Diyorum ki o hesapları yapanlara, sakın ha unutmayın sendikayı… Etkin sendikayı!..


Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız