| ‘Tayyip’ bir markadır |
| Pazartesi, 31 Mayıs 2010 12:51 | |||
![]() Akşamüstü, bizim eve çıkan yokuşun başında, günün son sigarasını yakmaya çalışırken, Adil Efendi ilişti gözüme. Elinde bir çalı süpürgesi, apartmanın önünü temizliyordu. Dudakları da kıpır kıpır. Sigaramı yakmadan, çakmağı cebime atıp adımlarımı sıklaştırdım: “Kolay gelsin Adil Efendi.” “Ooo, hoş gelmişsin ağabey” dedi Adil Efendi, bir an durdu, kinayeli kinayeli gülümsedi: “Yandaş medya mı desem, candaş medya mı desem, yoldaş mı yoksa…” “Bırak hakarayı makarayı, gel bir akşam sigarası içelim” dedim. Apartman kapısına doğru inen merdivenlerin başında dikildik Adil Efendi’yle. “Uzaktan gördüm seni, dudakların kıpır kıpırdı, hangi havalardan söylüyordun, bakalım” dedim. “Sorma ağabey” dedi Adil Efendi, “Geçen hafta sonundan beri takıldı dilime. Kılıçdar, Kılıçdar, Kılıçdaroğlu” diye söylenip duruyorum. “Ya, demek öyle Adil Bey” dedim. Bir kahkaha savurdu bizimki. Sonra başladı anlatmaya. Gazetelere bakarım diye mahalledeki Umut Kıraathanesi’ne gitmiş, CHP Kurultayı’nın olduğu gün. Üç masa varmış dolu. Birinde yaşlılar domino oynuyor, bir masada 51 takımı kurulmuş, ötekinde gençler okeye dönüyormuş. Kılıçdaroğlu kürsüye çıkınca, Kahveci Adnan’ın oğlu Deniz, ocaktan çıkıp usul usul yanaşmış televizyona, sesini açmış. Önceleri bir Adnan, bir Deniz, bir de Adil Efendi dinliyormuş konuşmayı. Ama Kılıçdaroğlu, Recep Beyleri arka arkaya savurup sesini yükselttikçe oyunu bırakmış herkes, pür dikkat televizyona kitlenmiş… “Recep Bey ekonomi nedir bilmiyor… Recep Bey’in fobileri var… Recep Bey’in mucizesi… Recep Bey bir mucize daha söyledi… Soralım Recep Bey’e… Recep Bey, işsizlik fonundan aldığın paranın ne kadarını GAP’a harcadın?.. Recep Bey, ‘Her üniversiteyi bitiren iş bulacak diye bir kural yok’ diyor… Recep Bey, sulanma o işe… Recep Bey, ikinci uçağı alıyor, yine mağdur… Çocuğunu ABD’de okutuyor, ama Recep Bey mağdur…” dedikçe Kılıçdaroğlu, kahve milletinin insanlarında bir dalgalanma olmuş. Adil Efendi’nin deyişiyle “hepsinin gözü açılmış, fal taşı gibi…” Aradan bir saat geçip de Kılıçdaroğlu kürsüden inince yaşlılar yine dominoya dönmüş, gençler okeye. Adil Efendi’nin “göbeğini kaşıyan adamlar” dediği 51’ciler de kağıtlarına. Ama bütün masalarda başlamış birbirinden ilginç kritikler… “Ağabey” dedi Adil Efendi, “Bizim millet bir futbolu çok iyi biliyor, bir de memleketin nasıl kurtulacağını. Sanırsın ki hepsi doktora vermiş! Ne inciler ne inciler…” “İncileri boş ver, senin gözlemin ne?” diye sordum Adil Efendi’ye. Yine kahvedeki kıpırdanmayı anlattı bana: “Adam öyle bir konuştu ki sadece kongre salonunu değil, bizim kahveyi bile coşturdu. Yarın seçim olsa yaşlılar sabah namazı dikilecek sandık başına. Gençlere bakarsan hemen gidip kaydolacaklar CHP’ye.” “Öylesine umut verdi yani” dedim. “Millete umut lazım ağabey” dedi Adil Efendi, “Umut yoksulun ekmeği, ye Memet ağam ye, derdi toprağı çok olası babam…” “Recep Bey’e ne diyorsun?” diye sordum bu kez de... Adil Efendi, kendi düşüncesini söylemedi, ama kahvede okey oynayan gençlere kulak misafiri olmuş. Üniversiteyi 1,5 yıl önce bitiren ve hala iş bulamayan bir gencin, arkadaşlarına söyledikleri pek bir aklına yatmış Adil Efendi’nin. “Okulunun adını tutamadım aklımda, ama marka mıymış, stratejik marka mıymış, marka idaresi miymiş ne, öyle bir şey işte” dedi. İşte Adil Efendi’nin çok tuttuğu bu çocuk, şöyle demiş arkadaşlarına: “Bir kere ironi yapıyor adam. Recep gösterişli demek, Tayyip temiz demek. Başbakan, halk arasında Tayyip diye kabul gördü. Sokağa çık, kimse Erdoğan demez; Recep demez; Recep Tayyip Erdoğan da demez. Sadece Tayyip der, yani bir markadır Tayyip. Siyasette temizliğin, iyinin, güzelin simgesidir. AKP de yıllardır Tayyip markasının peşinden sürüklenip gidenlerin sayesinde iktidar. Şimdi Kılıçdaroğlu, Tayyip markasının arka yüzünü gösteriyor millete, arka tarafta Recep var.” Adil Efendi’nin dili döndüğünce anlattığı değerlendirmeyi ben de son derece mantıklı buldum. İsimlerin anlamlarından yola çıkan değerlendirmeleri gazetelerde okumuştuk, ama işe ‘marka yönetimi’ gözüyle bakılması çok daha doğruydu sanki! İmajlara dayalı postmodern politik ortamda Kılıçdaroğlu da son derece akıllıca bir iş yapıyor, üstelik Başbakan’a söyleyecek tek bir söz bırakmıyordu. Sonuçta ilk adı Recep değil miydi? Tenekeyi herkes unutacak, ama Recep Bey unutulmayacak! Ben bunları düşünürken, ikinci katta oturan Hamdi Bey, 4x4’ünü özenle çekti kapının önüne. Bana belli belirsiz bir göz selamı verip, cebinden çıkardığı parayı Adil Efendi’ye uzattı, su alması için. Hamdi Bey apartmana girerken, Adil Efendi ne dese beğenirsiniz: “Ağabey, adam feci Tayyipçi, ama hanımı eve Baykal Su’dan başka marka sokmaz, iyi mi!” Esat Kaplan'ın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

