Domino taşı etkisi
Cuma, 14 Kasım 2008 20:49
Domino taşları bir sonrakini de tetikleyerek düşmeye başladı. Bu etki er ya da geç küresel ekonomik sistemin en küçük birimlerine; yeryüzündeki her işletmeye kadar ulaşacak.

alt

Microsoft’un kurucusu Bill Gates, Ocak ayının sonunda yapılan Davos Zirvesi’ndeki konuşmasında, küresel ekonomik sistemde yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu söylemişti. Gates, sadece, bağıra bağıra gelen küresel finansal krizden söz etmiyordu. O, bir değişim ihtiyacına işaret ediyordu. Ve ilk domino taşını düşürdü...
Pek çok kişiye göre bir tür züppelikti, O’nun ‘yaratıcı kapitalizm’ adını verdiği ve değişim ihtiyacına işaret eden fikirleri. Fakat aradan 10 ay geçtikten sonra, geçen hafta tamamlanan Amerikan Başkanlık seçimlerinin sonucu, değişim ihtiyacının bir tarihi tersine çevirecek kadar güçlü hissedildiğini ortaya koydu. Amerikan seçimlerinin sonucuna etki eden en önemli dinamiklerden birinin ekonomi olduğu ve küresel ekonominin merkezinin Amerika olduğu düşünülürse; değişimin tüm dünyayı etkileyeceği çok açık. Artık geri dönüş yok. Domino taşları bir sonrakini de tetikleyerek düşmeye başladı. Bu etki er ya da geç küresel ekonomik sistemin en küçük birimlerine; yeryüzündeki her işletmeye kadar ulaşacak.

AMERİKA UZAK DEĞİL
Amerika’nın çok uzak olduğunu mu düşünüyorsunuz? Hayır, değil. Cumhuriyet tarihi boyunca Amerika, Türkiye’ye hep çok yakındı.  1961 yılında yapılan Birinci Beş Yıllık Kalkınma Programı’nı hatırlayın:
O program, bugün dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri haline gelen Türkiye’nin, ilk sanayi hamlesini başlattığı ekonomi tarihinin de çıkış noktasıydı. Düzenli sanayiye geçiş... Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ABD’li bir danışmanlık şirketi olan Checchi&Company ile anlaşmıştı. Onlar da yaptıkları fizibilite çalışmaları sonunda Bursa’yı işaret ettiler, ilk organize sanayi bölgesinin kurulması için doğru yer olarak.

alt

SÖNMEZ VE DEĞİŞİM
Ve geçen hafta o tarihin belki bir anıt niteliğindeki ilk işletmelerinden biri, bir daha başlamamak üzere üretimini durdurdu: Sönmez Filament Sentetik İplik Sanayii...
2000’li yılların başından bu yana başta Çin olmak üzere Uzak Doğu ülkelerinin Dünya Ticaret Örgütü’ne katılması ve bu ülkelere olan kotaların kalkmasının, Türk tekstiline verdiği zarar, Sağır Sultan’ın bile çok iyi bildiği bir hikaye haline geldi. Ama Sönmez Filament’te olanlar sadece bundan ibaret değil. Orada bir değişim yaşanıyor. Biraz geç kalmış bir değişim. Sönmez Holding’in ve Sönmez Filament’in kurucusu Ali Osman Sönmez, tekstille var olmuş bir işadamıydı. O, şimdi Holding’in başında olan oğlu Celal Sönmez’in başka alanlara, özellikle de turizme yatırım yapma isteğine ölümüne kadar karşı çıkmıştı. Ama bir değişim gerekiyordu.
Sönmez Holding, şimdi o değişimin eşiğinde. Yönetim Kurulu Başkanı Celal Sönmez, bunu ‘bir kabuk değişimi’ olarak nitelendiriyor. Satılan makinelerden ve kiraya verilecek tesisten elde edilecek gelirle dünyada güncel olan bir alana yatırım yapacaklarını söylüyor.
Üretimini durduran ve başka alanlara yönelen tek şirket Sönmez Holding değil. Türkiye’nin pek çok yerinde benzer olaylar yaşanıyor. Düşen kâr rakamları ve sübvanse edilmeye çalışan zararlar, artık işletmeleri o son noktaya getirdi. Ve Amerika’da başlayarak tüm dünyayı etkisi altına alan finansal kriz de olanlara tam bir tuz-biber etkisi yapıyor. Ama bu fırsat da olabilir.
Bazen yıkmak gerekir... Yıkmak ve yeni baştan başlamak. Yeni bir başlangıç, sanıldığı kadar zor ya da bu gereklilik tahmin edildiği kadar kötü olmayabilir.
Evet, dünyayı etkisi altına alacak bir değişim süreci başladı. Uzun zamandır düşünülen ama bir türlü cesaret edilemeyen fikirleri hayata geçirme vakti, tam da bu günler olabilir. Sönmez Holding gibi beş yıl boyunca zarara katlanmak zorunda değil hiç bir işletme. Çünkü küresel ekonomide ters giden bir şeyler olsa da sistem hala yeni fikirleri hayata geçirmek için pek çok fırsatı barındırıyor içinde. Önemli olan değişime karar vermek. Barack Obama’nın zafer konuşmasını hatırlayın: O, on binlerce kişiyi inandırdı ve hep bir ağızdan “Yes, we can!” (Evet, yapabiliriz!) diye haykırmalarını sağladı. Değişime inanmak kendi tarihinizi yeni baştan yazmanızı sağlayabilir. Evet, bunu yapabilirsiniz.

20 Ocak 2009 tarihinde yemin ederek ABD Başkanlığı koltuğuna oturmaya hazırlanan Barack Obama, ilk iş olarak tüm dünyayı etkisi altına alan ekonomik krize el attı.
Ekonomi danışmanları, Google, Xerox şirketleri ve Hyatt otellerinin yöneticileri gibi iş dünyasının önde gelen isimleri ve dünyanın en zengin iş adamlarından Warren Buffet’le bir araya gelen Obama,  ilk basın toplantısında, ‘değişim” mesajlarıyla ABD kamuoyuna umut vermeye çalıştı.

‘10 MİLYON AMERİKALI İŞSİZ’
Konuşmasına, “Bu sabah ekonomimizin durumuyla ilgili ayıltıcı haberlerle uyandık” diye başlayan Obama, 2008’deki toplam iş kaybının 1.2 milyon olduğunu belirterek, “Şimdi 10 milyon Amerikalı işsiz” dedi. On milyonlarca Amerikalı’nın faturalarını ödemekte ve oturdukları evi korumakta güçlük çektiğini belirten Obama, “Onların hikayeleri, ömrümüzün en büyük ekonomik sıkıntısıyla yüz yüze olduğumuzu ve bunu çözmek için hemen harekete geçmemiz gerektiğini bize acilen hatırlatıyor” diye konuştu. Obama, başkanlık yemini ettikten sonra ilk işinin kredi krizini rahatlatacak, çalışan ailelere yardım edecek, büyüme ve refahı yeniden kuracak gerekli bütün adımları atmak olduğunu belirtti.

ORTA SINIFI KURTARACAK
Obama, “Her şeyden önce orta sınıf için bir kurtarma planına ihtiyacımız var, bu plan acilen istihdam yaratma ve aldıkları para giderek azalan ailelerin sıkıntılarını azaltmayı içerecek” ifadesini kullandı. Giderek zayıflayan ekonomide iş bulamayanların işsizlik sigortasının süresinin uzatılmasının da öncelik olduğunu belirten Obama, ayrıca acil ekonomik uyarı paketinin devreye sokulacağını kaydetti.

KRİZE KÜRESEL YANIT
Küçük iş kollarının korunmasının önemini vurgulayan Obama, finansal krizin giderek küresel hale geldiğini ve küresel bir yanıt gerektiğini söyledi. Obama, otomobil endüstrisini, öncelikli olarak yardım edilecek sektörler arasına koyduğunu kaydetti.

Türkiye’ye nasıl bakıyor?

Yeni ABD Başkanı Obama-’nın Türkiye’yi ilgilendiren konularda doğrudan açıklaması yok. Ancak Obama’yla birlikte Türkiye-ABD ilişkilerinde de ‘değişim’ yaşanması kaçınılmaz gibi görünüyor. 

ERMENİ İDDİALARI: En tartışmalı konuların başında Ermeni iddiaları geliyor. ABD’deki en büyük Ermeni kuruluşu Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA), açık bir biçimde Ermeni tezlerinin yanında yer alan Obama’yı destekledi. ANCA’ya göre Obama, en son 1 Kasım’da Ermenilere, sözde soykırımı tanıma sözü verdi.

KIBRIS: Obama’nın seçim bildirgesinde Kıbrıs politikaları anlatılırken, ‘işgal’ benzeri bir ifade kullanılmadı ve ‘adil çözüm’ beklentisi vurgulandı. Ancak ABD’de çıkan Greek News adlı dergi, ekim ayında Obama’nın, Rum asıllı Amerikalılar için bir mesaj yayımladığını ve Kıbrıs’taki Türk askeri varlığından ‘işgal’ olarak söz ettiğini yazdı.

EKÜMENİK: Obama, İstanbul’daki Fener Rum Patriği’nin ‘ekümenik’, yani ‘evrensel’ olarak tanınmasını ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasını destekliyor.

AVRUPA BİRLİĞİ: Obama yönetiminin Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecini, Bush döneminde olduğu kuvvetle desteklemesi bekleniyor. 

IRAK: Obama’nın yardımcısı  Joe Biden, 2006’da, Irak’ın çok gevşek bir konfederasyon içinde, Şii, Sünni ve Kürt bölgeleri olmak üzere üçe ayrılması önerisiyle ortaya çıkmıştı.Ancak seçim kampanyasında bu öneri yeniden gündeme getirilmedi.