Suya sabuna dokunmak
Pazartesi, 16 Kasım 2009 14:46


12 Eylül’ü ilkokul çağında yaşayan bizim kuşak, devamında gelen apolitik ortamda soru sormaması gerektiğini öğrenerek büyüdü. Pek çoğu üniversite çağına gelince farkına vardı her şeyin ve sormaya başladı.
Başladı da bir işe yaradı mı derseniz, yanıtım ‘hayır’ olur. Çünkü susmaya öyle alışmıştı ki, bir ara ortaya çıkan ‘konuşan Türkiye’ kavramını da yanlış anladı. Derdini anlatmayı, hakkını aramayı yüksek sesli tartışmalara dönüştürmekle bir tuttu, ne dediğini çoğu zaman kendisi de anlamadı, söylenenler hep gürültü olarak kaldı.
Son otuz yılda, bilim ve teknoloji hızla ilerler, Türkiye dünyada olup bitenlere daha yakından tanıklık ederken, bilinçli toplumun doğası gereği yükselen bir grafik çizmesi gereken sorgulama, yorumlama kavramları, özellikle son yıllarda yeniden düşüş yönlü ilerlemeye başladı.
Öyle ki bugün dünyada hızla yayılan domuz gribi hakkında yorum yapmak bile suç haline geldi. Sağlık Bakanlığı domuz gribine karşı aşı yapılmaması fikrini aşılayanlar hakkında suç duyurusunda bulunacağını açıkladı.
Bu nedenle bu yazıda kimseye aşı yaptırın ya da yaptırmayın demek gibi bir niyetim yok. Çünkü ben bizim kuşaktanım. Fakat ille de domuz gribi ile ilgili yazmak istediğime göre aşı ile ilgili başka şeyler anlatmalıyım.
Örneğin, adı üç kelimenin birleşiminden oluşan araştırmacı bir uluslararası ilaç kuruluşu domuz gribine yol açan virüse karşı geliştirdiği aşıdan 50 milyon doz bağışlamak üzere Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile anlaşma imzalamış. WHO, bedelsiz olarak aldığı bu aşıları gelişmekte olan ve yoksul ülkelerdeki aşılama çalışmalarında kullanılacakmış.
Bu araştırmacı-üretici ilaç şirketi, üretiminin bir kısmını tamamen gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarına ayırmış. WHO da, bu katkısından dolayı söz konusu aşıcı şirkete, ‘küresel dayanışmanın bu güzel örneği’nden dolayı teşekkür etmiş.
Yorum yapmayacağım ama hastalıktan dünya kırılırken ve aşı talebi hızla artarken, 50 milyon dozun yalnızca yoksul ülkelere gönderilmesini, örneğin Avrupa’daki insanların sağlığının hiçe sayılmasını anlayamadım doğrusu.
Şükür ki, bizim aşısızlık gibi bir derdimiz yok. Sağlık Bakanlığı’nın 35-40 milyon doz olarak belirlediği aşının 500 bin dozluk ilk partisi geldi. Önce bildiğiniz gibi sağlık çalışanları ve hacı adayları aşılandı. Sırada ilköğretim okulları ve anaokulları var. Siz bu satırları okurken, büyük olasılıkla okullarda aşılama başlamış olacak.
Aşıya karşı çıkan bir kısım edepsizler, şimdilerde çareyi başka ilaçlarda arıyor. Örneğin zatürre aşısı. Beş yılda bir yapılan ve fiyatı 32,29 lira olan zatürre aşısı da, grip aşısı ve dezenfektan gibi yok satıyor, hatta gerçekten yok olduğu için satılamıyor. İsterseniz eczaneleri dolaşıp sorun, zatürre aşısı bulursanız bana da haber verin diyeceğim; ama bilin ki, şu anda ecza depolarında bile yok.
Hemen Bursa Ecza Odası Başkanı Kıvanç Atmaca’ya danıştım; nedir, ne değildir, domuz gribi aşısı varken zatürre aşısı neden yok, diye. Başkan Atmaca, bu bilgiyi doğruladı. Bırakın Bursa’yı Türkiye genelinde aşı bulunmuyormuş. Çünkü söz konusu aşıyı üreten iki şirket ve aşı fabrikalarının tümü, domuz gribi aşısına yöneldiği için zatürre aşısı üretimi bantlardan kaldırılmış. Grip aşısı ise zaten bu yıl hiç üretilmemiş.
Kıvanç Atmaca, uzun yıllardır kullanılan zatürre aşısının özellikle çocuklar, solunum yolları ve koroner hastalıkları olanlar gibi belli risk grupları için önemli bir uygulama olduğunu, ancak domuz gribine karşı etkili olup olmayacağı konusunda yorum yapamayacağını söyledi.
Atmaca’nın söylediği önemli bir şey de şu: “Domuz gribi virüsü hızla yayılarak akciğere yerleşiyor.” İşte bu ifade zatürre aşısının öneminin neden birden bire arttığını ve piyasada kalmadığını da ortaya koyuyor.
Atmaca’nın bir de uyarısı var: Alınabilecek pek çok önlem varken, halkın paniğe sevk edilmemesi gerekiyor. Konuya sakin yaklaşmak ve hijyene olabildiğince dikkat etmek çok önemli.
Kıvanç Atmaca ile konuştuktan sonra düşündüm; sormayan, sorgulamayan, suya sabuna dokunmayan, dokundurulmayan bir nesil, şimdi kendisinden sonrakilere, ellerini sürekli yıkaması, suya sabuna dokunması gerektiğini anlatıyor. Musibet-nasihat karşılaştırmasında bu hastalığın bize öğreteceği en önemli şey belki de bu olacak: Temiz olacağız, yaşamak istiyorsak suya sabuna dokunacağız…

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız