Sivrisinek saz!
Pazartesi, 12 Temmuz 2010 13:39




Bu satırları yazarken kulağımın dibinde vızıldıyor yine. Aklıma her zamanki gibi yıllar önce Gırgır dergisinde yayımlanan karikatür geliyor. Çizerinin kim olduğunu ne yazık ki anımsayamadığım karikatürde iki sivrisinek konuşuyor. Biri diğerine diyor ki, bırakalım vızlı vizli konuşmayı bana ven de.
Her anımsadığımda gülümseten bu karikatüre şimdi gülebilecek durumda değilim. Isırıp kaşındırıyor, sonra da alay eder gibi kulağımın dibinde vızıldıyor. Bırakın ven demeyi yüzünü bile görmek istemiyorum. Tek isteğim, başarabilirsem; iki aylık kısacık ömrünü hemen sona erdirmek.
Ama birden ne kadar yüce bir olaya aracılık ettiğimi düşünüp sakinleşiyorum. Vızıltının doğrudan hücrelere oksijen pompalayan anatomisi nedeniyle saniyede yaklaşık 500 kez kanat çırpabilmesinden kaynaklandığını, imrenerek anımsıyorum.
Bu kanat çırpışına saygı duyulası hayvanın dişi olanı ısırıyor. Çünkü erkek sivrisinek çiftleştikten kısa süre sonra ölüyor ve dişi sivrisinek yumurtaların gelişmesini sağlayacak kanı bulabilmek için tek başına hayat mücadelesi vermek zorunda kalıyor ve çaresiz ısırıyor…
Isırma dediysem bir tür lokal anestezili ameliyat. Alt ve üst çenesindeki altı adet bıçağın dördü ile deriyi keserken ikisiyle de deri altına bıraktığı salgıyla hem dokuları uyuşturuyor hem de ihtiyacı olan kanın pıhtılaşmasını engelliyor.
Sözün özü; ben bu satırları yazarken bir yandan da farkında olmadığım bir ameliyatla doğacak yaklaşık 70 adet yavru sivrisineğe 2,8 miligram kan bağışlıyorum. Bunu düşünmek daha da sakinleştiriyor. Tabi operasyon sırasında bıraktığı salgı, alerji türü etki yarattığı için ağrısız geçen ameliyat sonrası kaşınmalarım oluyor. Ama olsun; bu son derece yüce görev sayesinde 15 gün sonra sayısız kan kardeş edinmiş olacağım. Nasıl olsa ısıya duyarlı yapıları sayesinde onlar da tıpkı anneleri gibi gelip beni bulacak ve belki ven diyecekler. Belki teşekkür de ederler.
Ben de, bu olanağı bana tanıyan Büyükşehir Belediyesi’ne ve hafta boyunca yaptığım 8 telefon görüşmesine rağmen kendilerine ulaşamadığım, ulaşsam da bilgi veremedikleri için beni başka birimlere yönlendiren Büyükşehir Belediyesi Veterinerlik Müdürü Mustafa Tekin Akış ve ekibi ile Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Daire Başkanı Yıldırım Kocabey ve ekibine teşekkür ederim. Hatta Sayın Kocabey’e iyi tatiller dilerim. Çünkü son aradığımda öğrendim ki izne çıkmış.
Soracağım da öyle ahım şahım şeyler değildi. Alt tarafı, altı soru:
“Tüm merkez ilçelerin sivrisinek ve sinekle mücadele işini bu yıl kendisi üstlenen Büyükşehir’in ilaçlama ihalesini kime verdiği? İlaçlamaların başlayıp başlamadığı? Başlamadıysa ne zaman başlayacağı? İlaçlamanın hangi yöntemle yapıldığı? İlaçlamaya bu yıl bütçeden kaç lira ayrıldığı? 2009’un sonuna doğru ilaçlama ihaleleri ile ilgili operasyon ve ardından başlayan hukuki sürecin bu yaz kentin her yerinde yaşanan soruna etkisinin olup olmadığı?”
Neyse, sorularıma yanıt alamadım ama sayelerinde derdi, kederi unuttum. Ardı arkası kesilmeyen şehit haberleri, Anayasa paketi ve referandum, erken seçim, AKP Bursa İl Başkanlığı tartışmaları, Ergenekon, yangında ölen madenciler, düşen ihracat, büyüyen dış ticaret açığı, işsizlik, kıdem tazminatı gibi sıkıntılarım kalmadı.
Tabi bu yalnızca Kükürtlü dolaylarından sivrisinek anılarıydı. Belki bir gün de bir okuyucumdan dinlediğim, Nilüfer Köy dolaylarından derlenmiş, gezdiği yerlere 5 dakikada bir dışkı bırakan karasinek anılarını anlatırım. Büyük olasılıkla bu yaz sizin de çok anınız birikmiştir. Eğer öyleyse şanslısınız. Sizde de ne dert kalmıştır ne keder!
Not:
Yarın arar da, ilaçladık görmediniz mi, diyen olursa hemen belirtmek isterim ki; evet, yukarıda anlattığım telefon trafiğini yaşadığım geçen hafta bir gece geç saatte garip sesler çıkararak caddeden geçen ve arkasındaki ince borudan cılız bir duman saçan aracın, yılın ilk ilaçlama aracını olduğunu fark ettiğimde; pencereye koşarak coşkuyla alkışladım. Tabi ev halkı sevincime bir anlam veremedi. Çünkü onlar o sırada, üstlendiğimiz sürekli kan bağışçısı misyonunu yitireceğimizin endişesi içindeydi. Neyse ki, korktukları gibi olmadı. Kanıtı da yazının başında belirttiğim vızıltılar.

Dilek Göral'ın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız