Olağanüstü günler
Pazartesi, 19 Ocak 2009 18:05

alt

Birbiri ardına gelen üretim tatilleri, önümüzdeki birkaç ayın da gerçekten çok zor şartlarda geçeceğini işaret ediyor. Bunu görmek için kahin olmaya gerek yok. Rakamları bilmeseniz bile, gerek işten çıkarıldığı gerekse zorunlu izne gönderildiği için evde oturan ya komşu ya arkadaş ya da akrabanıza bakarak bunu fark edebilirsiniz.
Türkiye neyi bekliyor? Ankara’yı... Hem de aylardır...
Ve nihayet Ankara ses verdi. Hükümet küresel ekonomik krizin etkilerinin Türkiye’de hissedilmeye başlamasının üstünden neredeyse 4 ay geçtikten sonra, harekete geçmesi gerektiğini kavradı. Tabi bu sürede olan oldu, giden gitti. Oysa insan hayatında kimi zaman saniyeler bile çok önemlidir. 1999 Marmara depremini hatırlayalım, 45 saniyede hayat değişti.
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, bir aya kalmadan yürürlüğe konulmak üzere bir paketin hazırlıklarını yaptıklarını söyledi. İçerik henüz net değil; kısa çalışma ödeneği, otomotivle ilgili bir takım desteklerden vesaire söz ediliyor. Durum bu kadar acilken bir ay beklenmesinin bir tek açıklaması var: IMF’ye bağımlılık.
İş çevrelerinin talepleri ise belli… Örneğin PUSULA’nın aylık anketlerinin üçüncüsüne katılan TÜGİAD Bursa Şubesi üyelerinin sorulara verdiği yanıtlar, işverenin prim indirimi talebinden vazgeçmediğini gösteriyor. Hükümetin ise böyle bir niyeti yok. Dolayısıyla, paketin şimdiden büyük beklenti yaratması, karşılaşılabilecek hayal kırıklıklarını artıracaktır.
Fakat, Unakıtan’ın açıklayacağız dediği kısa çalışma ödeneği için çoktan harekete geçildi bile. Bursa’dan yapılan başvuruların 80’i geçtiği belirtiliyor. Çünkü kaybedilen her gün, hem işverenin hem işçinin aleyhine!
Bu yüzden kısa çalışma ödeneği her iki tarafın da umudu. Dolayısıyla sendikalarda da ciddi bir hareketlilik var. Kriz sürecinin yeni işçi çıkışları olmadan atlatılabilmesi için işverenle diyalog halindeler. Bu diyaloglardan en çarpıcısı geçen hafta yaşandı. Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek, iki gün boyunca Bursa’da örgütlü oldukları işyerlerinde işverenle görüşmeler gerçekleştirdi ve geldiği gibi sessizce ayrıldı Bursa’dan. Bu gelişme, bu haftaki İş Yemeği konuğumuz GÜSAB Başkanı Ahmet Orhan’ın yemekte söylediklerini hatırlattı; ‘İşçi de işveren de bilinçleniyor, patron düşmanlığı 70’li yıllarda kaldı. İki taraf da biliyor ki birlikte hareket edilirse, herkes kazanır.’
Evet, ekonomik krizle birlikte, kendiliğinden gelişen bir modele doğru gidiyor çalışma hayatındaki ilişkiler. Çok değil daha bir buçuk ay kadar önce otomotivde grev kararı asan ve işverenle kıran kırana pazarlık eden sendikalar, bugün aynı masada işten atılmalara karşı çözüm arıyor. Gerçekten takdir edilmesi gereken bir dayanışma bu. Fakat gelinen nokta bir başka soru işareti daha yaratıyor akılda. Kriz sonsuza kadar kalıcı değil, elbette ki bir dibi olacak ve sonra çıkışa geçilecek. Bu çıkışa geçiş sürecinde fabrikaların kapıları yine ve yeni çalışanlara açılacak. Dolayısıyla örgütlü oldukları işyerlerinde kriz nedeniyle üyelerini kaybederek zayıflayan sendikalar gücünü nasıl toparlayacak?
Dolayısıyla kimin tarafından bakarsanız bakın, Türkiye’nin ekonomik anlamda yeniden ayağa kalkabilmesi için gerçekten ciddi bir zamana ihtiyaç olacak. 

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız