Kriz ve seçim
Pazartesi, 09 Mart 2009 16:49

alt

Ekonomik krizin Türkiye’nin kapısını henüz çalmadığı fakat ‘yola çıktım’ dediği günlerdeydi. 2008 yaz sonuna doğru BUSİAD’da yapılan bir toplantıda, otomotiv sektörünün alarm verdiği, sipariş iptallerinin başladığı dile getirilmiş ve o dönemde yazmıştım;
‘Sektör temsilcileri, işçi çıkışları başlarsa hep birlikte yanacağımızı söylüyor.’ Ve demiştim ki; ‘Sırtı sağlam dediğimiz otomotivde hararet göstergesi 90’ı bulmadan Ankara’nın devreye girmesi gerekiyor.’
Aradan 7 ay geçti. Korkulan işçi çıkışları gerçekleşti. Sektör temsilcilerinin dediği gibi yandık mı? Henüz değil ama ramak kaldı. Tazminatlar, işsizlik ödenekleri suyunu çektiğinde göreceğiz yanmanın ne demek olduğunu.
TİM ihracat rakamlarını Bursa’da açıkladı, son iki aydır otomotiv ihracatındaki yüzde 50’nin üstünde gerçekleşen düşüşe hükümetin dikkatini çekmek için. Mehmet Büyükekşi 9 Eylül 2008’de TİM Başkanı seçildiğinde; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın desteği ile koltuğa oturduğu konuşulmuştu. Kendisi o günlerde bunun doğru olmadığını söylemişti, fakat haklı olduğunu zaman gösterdi.
Nitekim böyle bir ihtimal olsaydı, yedi ay önce ‘yanarız’ diyen otomotiv sektöründe bugün kayıplar beyaz yakalılara kadar çıkmaz hatta hiç olmazdı!
Toplantıda kendisine yönelttiğim, hükümeti sektöre yönelik adımlarda samimi ve gerçekçi bulup bulmadığı sorusuna yanıt vermekten imtina etse de, mevcut duruma bakıp zamanın kendisini haklı çıkardığını düşünmek istiyorum.
7 ay önce yazdığım yazıda, dışarıda talep daralırken can simidi haline gelen iç piyasada sorunun yalnızca yüksek taşıt vergileri olmadığını, akaryakıttaki yüksek vergiler, halkın alım gücünün zayıflığı ve ulaşıma dair altyapı yetersizliklerini bir bütün olarak görmek gerektiğini belirtmiştim.
Bugüne gelindiğinde bu sorunlara bankaların kriz nedeniyle taşıt kredisi kullandırmadaki çekinceleri ekleniyor. Dolayısıyla yerli tüketiciden şimdilik medet ummamak gerek. Geriye tek çözüm kalıyor sanayici ve ihracatçının bitse de kurtulsak dediği seçim sonrasını beklemek.

İNCE AİLESİNİN ACI GÜNÜ
Seçim ve kriz haberleri ile neredeyse nefes almayı unuttuğumuz şu günlerde yaşadığımız bir acı kayıp, bunca hengamenin nedenini sorgulamaya, durup düşünmeye sevk etti.
Ekonomik PUSULA ailesinin telefonları 8 Mart Pazar sabahı acı acı çaldı. Gelen haber de telefonun sesi kadar acıydı. Gazetemizin İmtiyaz Sahibi, meslektaşımız, arkadaşımız Celil İnce babası Cemil İnce’yi yitirmişti.
Aynı zamanda Görsel Yönetmenimiz, arkadaşımız Ümit İnce’nin de dedesi olan Cemil İnce’nin cenazesi aynı gün, Gemlik’e bağlı Fındıcak Köyünde toprağa verildi.
Orta yaşta bir dostum, ‘babamı yitirdiğimde sırtımı yaslayacağım dağımı kaybettim’ demişti. Sözün bittiği anlardır böylesi zamanlar. Baba İnce’nin cenazesi dağa karşı bir yamaçta bulunan Fındıcak Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlanırken aklımdan geçen cümle de buydu. Şimdi iki dağ karşı karşıya…
Merhuma Allah’tan rahmet, kederli İnce ailesine başsağlığı diliyorum.

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız