Gurur duyalım duymasına da!
Pazartesi, 01 Şubat 2010 22:00


Marka Kent dedik, Hafta Sonu Bursa’ya dedik, sıra geldi gurur duymaya. O dediğiniz de öyle zoraki olmuyor. İnsanın içinden gelmeli. Bunun için de aidiyet duygusu gelişmeli. Peki, ama nasıl?
Büyükşehir Belediyesi ile Bursa Ticaret ve Sanayi ve Odası’nın önderliğinde çok sayıda kişi ve kurumun katkısı ile düşünülmüş taşınılmış ve ‘gurur duymalıyız, gurur duymalısınız, gurur duymalılar’ projesi geliştirilmiş.
Projenin çıkış noktası gelişen kentlerde yoğun göçle birlikte ortaya çıkan sosyal, ekonomik ve çevresel sorunların zayıflattığı aidiyet duygusu. İşte bu pamuk ipliğine bağlılık giderilirse, yerelde ve ulusalda Bursa algısının değiştirebileceği öngörülüyor. “Bursa’da doğan, doyan ve okuyanlar” diye çerçevesi çizilen algı değişikliğini sağlayacak kitlenin ise doğal elçi olması hedefleniyor.
Bütün bir hafta boyunca yeterince irdelendiği için burada artık projenin detaylarını vermeyeceğim. Merak edenler ‘‘www.bursaylagururduyuyorum.org’’ adresinden gerekli bilgileri edinebilir, hatta orada ziyaretçi defterine görüşlerini bile yazabilir.
Dürüstçe söylemeliyim ki, bu projenin içi çok dolu gelmedi bana. Tamam, gurur duyalım duymasına da, yaşadığınız kentle bütünleşmeniz için iki temel gereksiniminiz var: ekonomik koşullarınızın ‘insanca yaşayabilir düzeyde’ olması ve kent yaşamının beklediğiniz konforu sunması.
Bu açıdan bakınca Bursa, içinde saklayıp sakındıklarına bunları ne yazık ki yeterli düzeyde sunamıyor. Yurt ekonomisine katkıda dördüncü sırada yer alan bu kent, kendi halkına o denli cömert değil. 2009 sonu itibariyle 46 bin 381 işsiz, yine aynı yılda meydana gelen 100’ü ölümlü ve uzuv kayıplı 5 bin iş kazası, Kasım 2009 itibariyle sayıları 95 bin 76’yı bulan yeşil kartlılar, yoğun kayıt dışılık (ki SGK’nın geçen yıl yaptığı denetimlerle kayıt altına aldığı 2 bin 200 kişi bile en iyi göstergesi), gelirin yolun altı ile üstü arasındaki adaletsiz dağılımı aidiyet duygusunu zedeliyor.
Bursa dışından okuyucular için tekrar hatırlatayım, kenti kuzey-güney şeklinde ikiye bölen Ankara-Mudanya aksının kuzeyde kalan bölümü yolun altı olarak anılıyor ve bu deyim aynı zamanda ekonomik ve sosyal açıdan yetersizliği ifade ediyor. İşte bu noktada da kent yaşamının beklenen konforu sunup sunmadığı sorusu ortaya çıkıyor.
Aslına bakarsanız, kent konforu sorununu yalnızca yolun altı ile sınırlamak da çok doğru değil. Çünkü bırakın yolun altının her yağmurda sahil kasabalarına dönüşmesini, en gelişmiş bölge dediğimiz Nilüfer’e bağlı Altınşehir’de bile sele teslim olunuyorsa, çamura bulanmış eşyalarınıza bakarken gurur duymak düşüneceğiniz en son şey olabilir.
Gemlik ya da Kurşunlu’da oturuyorsanız ve sefer sayısı yetersiz otobüslerde perişan olarak Bursa’ya ulaşmaya çalışıyorsanız gurur duymak istemeyebilirsiniz. Coğrafi konumu itibariyle ovaya tepeden bakan ama gerçekte yaşadığı olanaksızlıklar “Bursa’nın güneydoğusu” diye özetlenen dağ ilçelerinde “Bir Bursa var Bursa’dan dışarı” kıvamında yaşarken, neyle gurur duyacağınızı düşünmek dört bilinmeyenli bir matematik denklemini çözmek kadar zor gelebilir.
‘Kargo uçuşlarıyla ekonomiye büyük katkı sağlayacak’ diye milyonlarca lira harcadığınız sonra da eve sığmadığı için başınıza dert olan hantal bir mobilya gibi atıp kurtulmak istediğiniz havaalanınız olduğu halde, neredeyse herkesin bir gün bir şekilde yolunun düşmek zorunda olduğu başkent Ankara’ya bile tarifeli uçak seferi düzenleyeceğiniz bir havaalanınız yoksa Bursa ile gurur duymanız olanak dışı olabilir.
Bir ömrü bu kentte geçirdiğiniz halde, sırf pahalılığı nedeniyle gidemediğiniz Uludağ sizin için yalnızca manzaradan ibaret olabilir ve kayak yapmanın keyfinin soran yurdun diğer illerindeki eş-dosta ne yanıt vereceğinizi bilemeyebilirsiniz.
Daha pek çok şey sayabilirim… Evinize yarım kilogram eti sokmakta bile güçlük çekerken İskender kebabını veya kestane şekerini henüz tatmamış olmanıza şaşılması, yurdun en yeşil kentinde yeşilin ve ovanın kaçak yapıya, betonarmeye teslim oluşu, derelerin kırmızı akmasının gururlanmanıza nasıl engel olduğu gibi pek çok şey… Ekonomik sorunlar ve onun açtığı sosyal yaralar iyileşmediği sürece hiçbir şeyle gurur duymak olası değil. Bu elbette ki tek başına yerel yönetimlerin sırtına yüklenemez, önce genel ekonomik durumun iyileşmesi gerek ama bugüne kadar nelerin göz ardı edildiğinin de unutulmamasında yarar var.
Yoksa, gurur duyulmasını sağlayacak doğal elçi bulmaya çalışırken, 9 yaşında bir çocuk ekonomik sorunların yarattığı hınçla, televizyon ekranından uzunca bir süre hafızalardan silinmeyecek sözlerle, değişik bir Bursa algısı yaratabilir.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız