Gidecek yer kalmadı
Pazartesi, 24 Kasım 2008 18:18

alt

Ne geldiyse başımıza, ‘bize bir şey olmaz’ mantığından geldi. Dünya ayağa kalkmış çareler arıyor. Biz hala ‘kriz gelsin de düşünürüz’ havasındayız.
Geldi işte… Kriz bırakın kapıya dayanmayı, içeri girip başköşeye kuruldu bile. Ne yapacağız şimdi? İlk akla gelen panik. Özellikle teknoloji yoğun sektörlerde faaliyet gösteren, dış kaynak kullanan, dünya piyasalarına çalışan dev şirketlerin; son derece sağlıklı göründüğü halde kalp krizine yenilen insanlar gibi bir anda yerle bir oluvermesi, paniği tetikliyor. Dalga dalga yayılıyor toplumun tüm kesimlerine.
Böylece mali tablolarında zarar görünen de, kârdan kaybeden de ‘yandım’ diyor. Ankara’dan da ses çıkmayınca, ‘ne olacağım’ kaygısıyla başlıyor rasyonel olmayan kararlar almaya. Ne zaman sona ereceği bilinemeyen bu flulukta, ilk fatura da ne yazık ki çalışana çıkıyor. Bir yanda gerçekten işini kaybedenler var. Ama bir tarafta da bir işi olduğu halde işine gidemeyenler ve ücret alamayanlar. Açık ifadesiyle ücretsiz izne çıkarılanlar. Şimdi bu çalışan ne yapsın? İşsiz değil, İşsizlik Sigortası’ndan yararlanamıyor. İşsiz değil, iş arayamıyor ya da bulsa da çalışamıyor. İşi var ama para kazanamıyor. Temel ihtiyaçlarını nasıl karşılayacak, bırakın asgari düzeyi; nasıl insanca yaşayacak? Tek kazancı ki bu gerçekten önemli, sigorta primlerinin ödeniyor olması. Tabi işveren prim borcu yükünün altına girmeyi göze almıyorsa…Mevcut durumda işçi ve işveren diyalogu kopma noktasına gelmiş, ciddi bir sosyal bozulmanın da kapılarını aralamıştır. Çalışmayan, üretmeyen karamsarlaşır, hırçınlaşır, sermayeye öfkesi nefrete dönüşür. Hasta çocuğuna ilaç alamayan, açlıktan ağlayan bebeğine süt bulamayan bir insan için kötülüğün sınırı yoktur. Temennimiz elbette ki bu değil ama böyle giderse, suç oranlarında olası artış kimseyi şaşırtmamalıdır.
Çünkü… Çünküsü için geçmişe gitmemiz gerek. 2001 krizini hatırlayalım. O dönemde 40 bini aşkın kısmı bankacı olmak üzere 350 binin üzerinde kişinin işsiz kaldığı tahmin ediliyor. Bu 350 bin kişinin önemli bir bölümü ne yaptı? Topladı pılıyı pırtıyı, çoluğu çocuğu; doğru ailesinin evine sığındı. İşte 2001 krizinin korkulan sosyal patlamaya yol açmamasının en önemli nedenlerinden biri, işsiz kalan kitlelerin baba ocağına dönerek, var olan ekmeği paylaşmasıdır. Ya bugün?
Bugün, zaten baba ocağındaki dayanışma ve en az üç kişinin çalışması ile bir tencereyi kaynatıp, 6-7 kişiyi geçindirenlerin işsiz kalmasının yaratacağı tahribat, çok daha geniş bir toplum kesimini derinden sarsacaktır. Artık gidilebilecek başka baba ocağı da, başka kapı da yoktur. Bırakın söylemeyi düşünmesi bile ürkütüyor ama böyle giderse yolun altı ve üstü diye ikiye böldüğünüz, gelir dağılımındaki adaletsizliği bir cadde ile uçuruma çevirdiğiniz bir kentte, o yoldan geçmenin bile zorlaşacağı günler yakın olabilir. İşte bu yüzdendir ki; hükümet eğer bir önlem alacaksa; öncelik vermesi gereken ilk konu istihdam kaybını durdurmak olmalıdır. Bunun için de; İşsizlik Sigortası Fonu devreye alınarak, buradaki kaynaklar ücretsiz izinlerle evinde oturmaya zorlanan çalışanların (en azından bu kritik dönem atlatılıncaya kadar) yarasına pansuman edilmelidir.

Dilek Göral
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız