Bursaspor ve tarihin en büyük şaşkınları-2
Pazartesi, 17 Mayıs 2010 13:13


Lig başlarken, PUSULA’nın 4-10 Ağustos 2009 tarihli sayısında yayınlanan 2009-2010 Turkcel Süper Lig Sezon Rehberi’ni hazırlayan sevgili Koray Gürtaş, Bursaspor’un bu sezonu kaçıncı bitireceğine dair tahminleri de alıyordu. İş dünyasının tahminleri konusunda benden destek istedi.
O çalışmada gördük ki, medya, iş ve siyaset dünyasından gelen öngörüler üç aşağı beş yukarı aynıydı; Bursaspor ligi ilk beşte tamamlayacak, puanı da 50-65 arasında olacaktı. 75 puanla ve şampiyon olarak bitireceğini kimse ummuyordu. Tabi ki herkes gibi ben de.
Çünkü bilen bilir, benim gönlümde başka ‘aslan’ yatıyordu (bu yazı belki de en çok onları şaşırtacak). Hoş başka aslan yatmasa da tahmin edemezdim; uzmanlık alanım değil. Aslında bu hafta için başka şeyler yazmıştım. Fakat Bursaspor’un şampiyonluğu her şeyin önüne geçti.
47 yıllık tarihinin 41 yılını birinci ligde (şimdi Turkcell Süper Lig) geçirip de ilk kez şampiyon olarak, arka bahçeden İstanbul’a kafa tutan bir takımın bu kente yaşattığı böylesi coşkulu bir geceye tanıklık edip de tarihe not düşmemek olmazdı.
O yüzden ‘hepimiz Bursasporluyuz’ gibi bir samimiyetsizlik içine girmeden, “16 Mayıs- 16 Bursa” şeklinde numerolojik yorumlar yapmadan, şampiyonluğun benim penceremden görünen yanlarını anlatmak üzere yeni bir yazı kaleme alma ihtiyacı hissettim.
Şampiyonluk gecesinde İstanbul basını sınıfta kaldı. Hangi televizyon kanalını açsanız, Şükrü Saraçoğlu’nu yakan taraftar haberi ile gölgelenmeye çalışılan bir başarı vardı. Üç büyüklerin şampiyon olduğu sezonlarda onlara özel klipler hazırlayan, ekranları şampiyon takımın renkleri ile şenlendiren İstanbul basını, bu kez “Tarihin En Büyük Şaşkınları-2” filmini oynayan Fenerbahçe’ye ağıt yakmakla meşguldü:
Saha içine Bursa 2-2 anonsu yapılmış da, Kanarya rehavete kapılmış, yoksa daha iyi oynarmış… Hangi çağda yaşıyoruz? Hadi diyelim ki benim doğduğum yıl teknoloji gelişmemişti de, Ankara’ya bir türlü bağlanılamadığı için Galatasaray’ı yenildi zanneden Fenerliler saha içinde erken kutlamaya başlamıştı.
Fakat aradan 40 yıl geçti, tek tuşla dünyanın öbür ucunda neler olduğu anında öğreniliyor. Cep telefonu ile öğrenmek de mi akıllarına gelmedi ki taraftar Neronlaştırıldı. Hoş o da tartışılması gereken bir başka konu. Sevinmeyi bile bilemeyen fanatik kitlelerin üzüntüsünden hep korkmuşumdur.
Sonuçta İstanbul’da yaşanan olaylar Bursaspor’un başarısını Türkiye’ye duyurmanın önüne geçti. Tabi, 2003-2004 sezonunda Rizespor’a yenilerek Bursaspor’u 2. Lig’e düşüren Beşiktaş karşısında alınan galibiyetle geldiği için de daha anlamlı olan bu şampiyonluğun, yarattığı duygusal tatminin ötesinde şeyler de var.
Örneğin; “Şampiyon olursak Bursa da kazanacak, marka kent olmamıza Bursaspor da katkı sağlayacak” söylemi, daha ilk bir saat içinde gerçeklerin hiç de öyle olmayacağını, en azından o kadar kolay olmayacağını gösterdi. O yüzden bu kenti öne çıkarmak için bir şey yapılacaksa, önce İstanbul ikna edilmeli…
Ayrıca yeni stat konusu iyice aciliyet kazandı. Sezon başında bonservis bedeli 36 milyon avroya çıkan Bursaspor’un yeni sezonda daha da yükselecek değeri ve Şampiyonlar Ligi’nde yarışacağı göz önünde bulundurularak, stadın bir an önce hayata geçirilmesi ve bir de tüm kentin hep bir ağızdan söyleyeceği bir Bursaspor marşının bestelenmesi gerekiyor.
Bir başka konu da yerli-yabancı teknik adam tartışması… Biz ekonomi gazetecileri, yatırım yapan her iş adamına “Bu yatırımda yerlilik oranı ne kadardır?” diye sorarız. İşte bunu, lige uyarladığımızda, 52 yıllık tarihinde bu sezon dahil yerli teknik adamlarla 16. kez şampiyonluk kazanıldığını ve ligde yerlilik oranının yüzde 30,7’de kaldığını görüyoruz.
Bu 16 şampiyonluğun 6’sını Anadolu’dan çıkan ilk büyük olma başarısını gösteren Trabzonspor gerçekleştirdi. İlk şampiyonluğunu Şükrü Ersoy ve Suat Özyazıcı’nın çalıştırıcılığında alan kulübün diğer beş başarısında da teknik direktörleri yabancı olmadı. Dolayısıyla Ertuğrul Sağlam ile gelen başarı bu yönüyle de önem taşıyor.
Son olarak, 1975-76 sezonunda şampiyon olan ve ertesi yıl da ligi lider bitiren, bir sonraki yıl zirveyi Fenerbahçe’ye kaptırsa da sonraki üç yıl üst üste şampiyonluğunu koruyan Trabzon örneğinden hareketle şunu da söylemek gerek: Benim gönlümdeki aslan değişmez ama Bursaspor, bu inanmışlıkla gelecek sezonda da ipi göğüsleyebilir, sonraki sezonlarda da…

Dilek Göral'ın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız