Bursa markası yaratmak
Pazartesi, 20 Nisan 2009 16:51

alt

Bursa markası denildiğinde aklınıza kaç isim geliyor? Merak edip, bilgisine güvendiğim bir arkadaşımı teste tabi tuttum; ‘Bursa sana neleri hatırlatıyor?’ İpek, İnegöl köfte, havlu, Yeşil Türbe, Uludağ, kayak, Hacivat-Karagöz, tarihi çınar (İnkaya), Mudanya, Çekirge, kaplıca, diye yanıt verdi.
İkinci sorum ‘Bursa markaları dersem hangilerini sayarsın’ oldu. Başladı sıralamaya; Özdilek, Kebapçı İskender, Kafkas, Uludağ Gazoz, İnoksan, Erikli, Sütaş, Taç, TOFAŞ, Oyak Renault.
Sonra… Sonrası şu ki, bir hayli düşündü, mahcup duruma düşmemek için. Başka isimler de hatırlayabilmek için zorlandığını görünce ‘Üzülme’ dedim, ‘Suç sende değil.’
Peki, suç kimde? Bakın, Bursa dediğimize akla gelen çok şey var, tekstilden otomotive, turizmden kültüre. Fakat bunlara birer isim verelim dediğimizde, bir elin on parmağını geçmiyor.
Dokuz sanayi bölgesi, dağı, denizi, tarihi ve kültürel mirası, termal zenginliği, tarımı ile neredeyse ‘yok’ yok bu kentte. Gelin görün ki, kendi markasını yaratmada aynı zenginliği gösteremiyor.
Tekstil kenti diyoruz ama hangimizin giysisinin etiketinde ‘Bursa’ diye bir ibare var? Otomotiv kenti diyoruz fakat en yerlisi bile yarı yabancı.
Oysa bu kent bu birikime sahip, hem de fazlasıyla. Deneyimli ekipleri var, son derece kaliteli üretiyorlar, hiç akla gelmedik ülkelerle çalışıyorlar. ‘Kendi markanız mı?’ dediğimizde susup kalıyorlar.
Bunun adı kolaycılık değil de ne? Alım garantili, fason üretim… Sonrada çıkıp övünüyoruz: Falanca ünlü dünya markasına üretiyoruz, diye. İyi de burada üretiliyor, yurtdışında etiketleniyor ve ithal ürün olarak geri gelip, beş katı fazla fiyata tüketiciye sunuluyor. ‘Bu benim ürünüm’ diyebilir misiniz artık? Etiketi gösteriverirler hemen, ‘bakın bakalım kimin adı yazıyor.’
Line TV Yönetim Kurulu Başkanı Ceyhun Özüm ile İş Yemeği’nde konuşuyoruz. Birkaç holding adı sayıyor ve ‘bir araya gelseler, otomobil üretebilirler, o donanıma ve bilgi birikimine sahipler’ diyor. Tam da birkaç gündür zihnimde dönüp duranları anlatıyor.
Evet, Bursa’nın bu gücü var, yapabilir. Olmayan iki şey: cesaret ve güçbirliği. Tek başına üretilemiyorsa, güçler birleştirilmeli. Kalkınacaksak ancak böyle kalkınabiliriz. Yoksa bizim ürettiğimize başkasının etiketinin yapıştırılması ile değil.
Yıllarca tekstil tezgahları, yatırım malları ithal edildi de, ‘biz de üretelim’ diyen çıkmadı. Plansız programsız yatırımlarla zaman boşa harcandı, göz göre göre verimsizlik yaratıldı. Sonra da hurda çöplüğüne gönderildi o makinalar, ‘deniz bitti’ diye başka işlere yönelindi.
Daha yüksek kar elde etmek, daha çabuk kazanmak ana fikri oldu üretimin. Ortaya konulan ürünler için ‘bu Bursa’nın markasıdır’ diyemedi kimse.
Örneğin satıcı tezgahın üzerine yaymış giysiyi anlatıyor da anlatıyor. ‘Kumaşı da Bursa ipeğidir.’ Bakıyorsunuz etiketindeki firmanın adı Bursalı değil. O ipek giysiyi biz memleketimize ait bir firmanın adıyla anmıyorsak, ‘Bursa ipeğinden üretilmiş ama falanca marka’ diyorsak, iş işten geçmiştir. Şimdi susmak vaktidir.
Üretici böyleydi de, tüketici farklı mı? Yaptığı hiçbir alışverişte Bursalıcılık aramadı, en azından böyle bir talepte bulunarak, üreticiyi kendi markasını üretmeye zorlamadı. Giydiği ayakkabıdan yediği şeftaliye Bursa’da mı üretildi diye bakmadı. Eğer bunu başarabilseydi, belki bu kentin üretenleri, Türkiye’ye ve dünyaya olmasa bile kendi memleketine mahcup olmamak için markasını yaratmaya çabalardı.

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız