| Bizim Renault |
| Pazartesi, 07 Eylül 2009 15:28 | |||
![]() Klişe bir söz vardır; her şeyin bir şeyini, bir şeyin her şeyini bilmek. Özellikle gazeteciler için çok sık kullanılır. Ancak kentlere de uygulanabilir bir söz bu. Daha önce de yazmıştım, Bursa her şeyi yapabilir ama en iyi ne yapar? Otomotiv mi, tekstil mi, vagon mu, stat mı? Bursa’nın her şeyin bir şeyini bildiğini ama bir şeyin her şeyini henüz tam bilmediğini geçen hafta bir kez daha fark ettik. İlk Oyak Renault’da oldu bu. Fabrikada C sınıfının yeni kralının tahta çıkışını duyururken, ‘dünya üzerindeki 6 milyar insandan o salonda bulunan şanslılar’ olarak, Fluence’ı ilk bizim gördüğümüzü söylediler Oyak Renault üst yöneticileri. Yaklaşık 50 kişi kadardık. Tabi bu ayrıcalığımız uzun sürmedi. Yaygın basından meslektaşların bir tıkla haber merkezlerine ulaştırdıkları görüntüler sayesinde, daha gazetelerimize dönmeden en şanslılar listesinden düştük. 518 bin adetle son 40 yılın üçüncü en fazla üretilen otomobili unvanını alan Megane Sedan’ı (siz bu satırları okurken, son Megane Sedan’lar üretim bandından geçmiş olacak) otomobil tarihinin parlak sayfalarına gönderen Fluence için söylenebilecek çok şey var. Dizel yakıt tüketmesi, sınıfına karşın şıklığı, yüksek teknolojik donanımı, 120 g CO2/km salınıma sahip olması ve Renault eco² imzasını taşıması bunlardan yalnızca birkaçı. Elbette ki geçen kışı ve kriz koşullarını düşünürsek, bu proje istihdam, binlerce insanın mutluluğu ve Türkiye’den dünyaya giden binlerce otomobil demek vs… Ancak 110 milyon avroluk bir yatırımla seri üretim onayını almak üzere olan Fluence’ın Bursa ve Türkiye açısından dikkat edilmesi gereken ayrıntılarına da bir göz atmak gerek. Örneğin yüzde 56 oranında yerli parça kullanımı. Bu iş yıllardır Bursa’da yapılıyor ama yerlilik oranı artırılamıyor. Küresel kriz gerekçe gösterilerek hangi parça hangi ülkede ucuzsa oradan temin edilecek. Ancak kriz öncesi üretilen Megane Sedan’da da yerlilik oranı yüzde 56 idi. Demek ki tam bir gerekçe değil. Buna rağmen, 110 milyon avroluk yatırımın 37 milyon avrosunun 48 yurtiçi imalatçının ürettiği kalıplara ayrılması yan sanayi açısından sevindirici. İkincisi 530 desimetreküplük (litre) Türk tipi bagaj. Bu, bir Renault geleneği olarak, üretimin merkez üssü neresiyse o ülkenin tercihlerinin dikkate alınmasından kaynaklanıyor. Üçüncüsü Fluence’ın, Türkiye’nin yol şartları dikkate alınarak ‘kötü yol’ tipi araç olarak tasarlanmış olması. Ancak, Fluence’ın, kötü yolları hak etmeyecek şıklığından olsa gerek yüzde 80’i ihraç edilecek. Burada ilginç olan Türk tüketicisinin tercihlerini tasarıma yansıtanların Türk mühendisi olmayışı. Renault’nun yeni yapılanması içinde kurulan mühendislik merkezlerinde çalışan Fransız, Koreli, Çinli, Japon mühendisler Türkiye için tasarlamış. Demek ki bizi bizden iyi biliyorlar. Oysa Oyak Renault’da birbirinden yetenekli, yaratıcı ve Türkiye koşullarını iyi bilen Türk mühendisler var. Ancak tasarım işinde yoklar. Oyak Renault yöneticileri “Tasarım ekibinde bir gün mutlaka Türk mühendisler olacak” diyor. Bir gün mutlaka… Bursa bu işi 40 yıldır yapıyor ve hala bir gün mutlaka diyoruz. Aslında bu ‘bir gün İnşallah’ demekten başka bir şey değil. Benzeri bir durumu Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’yi PUSULA Gazetesi olarak ziyaretimizde yaşıyoruz. Altepe, stadın statik hesaplarında ve vagon üretiminde yabancı mühendislik firmalarından destek alınacağını söyleyip ekliyor: Bu işi hiç yapmadık ki, bilelim. Evet, biz hiç olimpiyat stadı yapmadık. Hiç vagon üretmedik. Ama otomobil ürettik. Demek ki Bursa bir şeyin her şeyini tam olarak bilmiyor. O yüzden de ne yaparsa yapsın fason oluyor, ‘bu bizim’, ‘bunu biz yaptık’ diyemiyor. Bir şeyin her şeyini bildiğimiz ve ‘bu bizimdir’ diyebildiğimiz günleri de görürüz umarım. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

