| Bir yılda değişmeyenler |
| Salı, 06 Nisan 2010 11:03 | |||
![]() Yerel seçimleri geride bırakalı bir yıl oldu. Bu bir yılda kent yaşamına dair nelerin değiştiği sorusuna vereceğiniz yanıt, nereden baktığınıza, nasıl bir Bursa istediğinize bağlı. Tarihi Kentler Birliği’ne üyeliği kabul edilmiş; hanları, hamamları, köşkleri restore edilerek kültür merkezine dönüştürülmüş; bu kültür merkezlerinde düşünce toplantılarının yapıldığı bir kent, derseniz elbette ki söyleyecek sözüm olamaz. Siluetini ve hava koridorlarını kapatan ‘kentsel’ dönüşümleri, kayık sefalarına açılan taşkın sahalarını, el yordamı ile ilerleyen planlamadan uzak yatırımları, içinden çıkılmaz trafik sorunlarını ‘ne olacak canım’ rahatlığı ile geçiştirebildiğiniz bir kent ise yine sözüm olamaz. Hatta yerel erk tarafından gurur duyulması emrolunduğu için ve yalnızca geçmişe yolculuk yapılan ilklerin sergilendiği fotoğraflara bakarak gurur duyduğunuz bir kentte yaşamak da yanıtlarınızın arasında olabilir. Ama benim verebilecek bu kadar iyi yanıtım yok. “Bursa’yla gurur duyuyorum” projesi için oluşturulan internet sitesini ziyaret edenlerin yazdığı mesajları okuyorum zaman zaman. Kim ne için gurur duyuyor, neye teşekkür ediyor, neyi eleştiriyor, projenin somut adımlar haline gelmesinde ne öneride bulunuyor, diye. Kimse niye gurur duyduğunu yazmamış somut bir şekilde, sadece gurur duymuş. Bir Allah’ın kulu da, şunlar şunlar yapılırsa daha iyi olur dememiş. Sanırsınız ki bu kentte yaşam dert üstü murat üstü. Memleketin her köşesindeki tabelalarda ‘Avrupa kenti’ yazıyor. Ama yalnızca tabelalarda… Sayıca çok örneği var bunun ama burada yalnızca birini söylemem sanırım yeterli olur. Avrupa’nın hiçbir kentinde, yağmurlu havada raylı sisteme ulaşmaya çalışan insanlar, yoldan geçen araçların sıçrattığı çamurlu sularla yıkanmazlar. BursaRay istasyonlarına yolunuz düşmediyse, yağışlı bir günde uğramanızı öneririm, sırf bu durumu kendi gözlerinizle görün diye. İstasyona inen merdivenlerdeki yolcular, mutlaka ama mutlaka az önce sözünü ettiğim çamurlu sudan nasibini alıyor. Konum itibariyle araçların hızla seyrettiği noktalarda yer alan bu istasyonlar yağışlı havalarda yolcuların kabusu haline geliyor. Yolcular en çok da yine belediyenin araçları; o fren nedir bilmeyen belediye otobüsleri yüzünden çamura bulanıyor. Hani kaldırımda olsanız, suyun size ulaşamayacağı noktaya kaçabilme olanağınız vardır. Fakat merdivende yakalandıysanız, kaçınılmaz çamur banyosu yapacaksınız. Oysa çözümü çok basit… BursaRay istasyonlarına inen merdivenlerin üstünü kapatmak. Öyle maliyetli bir iş değil üstelik. Bu istasyonlar yapılırken düşünülmemiş olması da ayrı konu. Sorun yalnızca yağmur değil ki. Bir otobüs sağ şeritten hızla giderken o denli su sıçratıyorsa, kuru havada da bir o kadar toz yağdırıyordur merdivendeki yolcunun tepesine. Sonuçta iş; han, hamam onarmak, düşünce toplantıları yapmakla bitmiyor. Düşünce toplantıları dediğiniz, bütün sorunlarını aşmış, üretim aşamasını tamamlayıp hizmet aşamasına ulaşmış kentler, ülkeler içindir; altyapı ile işini çoktan bitirmiş, güne bugün hangi teknolojik gelişmeyi ortaya çıkarsam diye uyanan kentler ve ülkeler. Hayatı yolun altında geçip de bırakın Uludağ’ı, Atatürk Caddesi’ni bile göremeyen insanların yaşadığı, yağmur yağdığında evleri suyun bastığı bir kent için erkendir bu. Geride kalan bir yılı kayıp saymayabilirsiniz ama bilin ki kazanç da değil. Bursa’nın önceliklerin yeniden belirlenmesine ihtiyacı var. Halkı merkez alan öncelikleri ortaya koyup hayata geçirmeyenler, iş değil seçkincilik yapıyor diye eleştirdiklerinden farksız olacağı gibi, tabana inmek sözü de havada asılı kalır. NOT: Geçen hafta, küresel krizin öngördüğü için kâhin olarak adlandırılan ekonomist Nouriel Roubini’nin bu hafta Bursa’da olacağını yazmıştım. Fakat sağlık sorunları nedeniyle toplantı ertelendi. Bu arada davetiye satışlarının sürdüğü ve rezervasyon önceliğinin 350 avroluk bedeli ödeme koşuluna göre belirlendiğini belirteyim. Uludağ İhracatçı Birlikleri toplantının yeni tarihini daha sonra duyuracak.
|

