|

Türkiye, tüm dünya gibi 2008’i moralsiz uğurluyor. Veriler, 2009’un özellikle ilk üç ayı çok sıkıntılı olmak üzere ilk yarısının zor geçeceğini işaret ediyor. Her açıdan, herkes açısından… Otomotiv sektöründe tatiller sürüyor. Tekstil sektöründe tatiller yok ama gelecek üç ay için alınan siparişlerin düşüklüğü tabloyu netleştiriyor. Sanayici ne diyeceğini, ne yapacağını bilemez durumda. Kaynak arıyor, ancak herkesi toptan kurtaracak kadar kaynak yok. Çaresiz eli kolu bağlı bekliyor. Umut bağlanan IMF ise daha Türkiye’ye adımını atmadan şartını ortaya koydu; “Parayı veririm fakat tasarruf yaptığınızı görmem gerek.” Şartı yerine getirebilmenin yolu da bulundu. Sağlık harcamaları kısılacak. IMF ile anlaşmadan önlem almak istemeyen hükümet sağlıkta tasarrufu, aile hekimliği uygulaması ile sağlayacak. Bursa’da üç bin 500 kişiye bir doktor düşecek. Böylesi büyük kitleye tek doktorun hizmet vermesiyle elbette tasarruf sağlanır ama ne kadar sağlık alınır onu söylemek güç. Bunun dışında bir önlem ise hala görünmüyor ufukta. Önce IMF konuşacak, sonra kesenin ağzı açılacak açılmasına da, bu kaynağın paylaşımı nasıl olacak ve kime yetecek? Hükümet ve işveren cephesi böyle. Çalışan cephesinde durum daha vahim. İşsizlerin sayısı durmaksızın artıyor. Yeni iş alanları yok. Çünkü üretim yok. Üstüne bir de kış koşulları eklendi. Krizin etkisi katmerlendi. ‘Akşam sofraya ne koyacağız?’ derdine bir de ‘nasıl ısınacağız?’ kaygısı eklendi. Mevsimsel koşullar nedeniyle sebze-meyve ateş pahası, temel gıda maddeleri deseniz ona keza. Asgari ücretteki artışla günde alınabilecek peynir miktarı 100 gramı bile bulmuyor. Özetle, sarmal bir durum, biri diğerinin hem nedeni hem sonucu. Kim kime kızmalı, kim kimden çare ummalı? Dolayısıyla, krizin ilk günlerindeki panik yerini kanıksamışlığa bırakıyor. Çünkü Hükümet ‘haydi’ demedikçe kimsenin yapabileceği bir şey yok. Ve hükümetinse elinde kaynak yok. Mirasyedi misali ne varsa satıp, sırf bütçede fazla görünsün diye kağıt üstünde zenginleştik. Son dönemde yapılan özelleştirmelere bakın, hiçbiri üretime, yatırıma dayalı istihdam yaratıcı nitelikte değil. ‘Sat-harca’… Neticede gelinen nokta, işçisinden işverenine, esnafından memuruna herkesin, sektörüne ve konumuna göre az ya da çok köşeye sıkıştığı bir noktadır. Tüm kesimlerin buluştuğu ortak payda ise; “alınacak önlemleri beklemek”. Dolayısıyla zor bir yıla ‘merhaba’ derken, bugünden yarına değişecek tek şeyin takvim olacağı bilinciyle, bekleyip görmekten başka çare kalmıyor. Mutlu yıllar… Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|