Bahane
Pazartesi, 10 Ağustos 2009 09:49

alt

Kriz işleri kolaylaştırdı. Herkesin ve her şeyin can simidi oldu. Yapılamayan her işin, tutulamayan her sözün, başarısız olan her politikanın tek sorumlusu olarak gösterilmesini sağladı.
Fakat gerçeklerin üstünü örtmeye yetmedi. Örneğin elde ne varsa satıp savurarak adeta ağustosböceği gibi kışa hazırlıksız yakalanıldığında üretilecek bir şey olmadığı için, tarihi bütçe açıklarını kapatmada zamdan başka çarenin kalmaması gibi…
Gelir dağılımındaki uçurumun vardığı boyutu da gizleyemedi kriz veya emeklinin ay sonunu getirmek için yaptığı cambazlığı da.
Haber yazıyorum; işsizlik azaldı gibi görünüyor ama sürüyor, eylül ayı kritik. Haber okuyorum; emekliler 18 liralık zammı hükümete geri gönderdi; benzin fiyatlarını yüksek bularak bayilere indirim için süre veren EPDK, kurşunsuz benzine 5 kuruş zam yaptı.
Televizyon haberlerini izliyorum; Erzurum’da hava soğuyunca kömür yardımı erken başladı, 8-9 yaşlarındaki çocuk, ailesi şehir dışında olduğu için 78 torba kömürü tek başına taşıdı; Ankara’da yaşları 5-6 olan motorkrosçular kıyasıya rekabet etti, minikler için bu sporun maliyeti 8-9 bin liradan başlıyor.
Bir de şunlar var; Kayseri’de mesleki eğitim alan genç kızlar mezbahada çalışıyor, istihdam garantili kursu tamamlayanlar arasında üniversite mezunları da bulunuyor; yıllardır KPSS’ye girmelerine karşın atanamayan öğretmen adayları YÖK’ün açıköğretim mezunlarına da öğretmenlik yolunu açması karşısında açlık grevi yapma kararı aldı.
Sizce bunların krizle ilgisi var mı? Bana göre yok. Böyle haberleri krizden önce de yazıyor, okuyor, izliyorduk. Kriz yalnızca mevcut sorunları ağırlaştırarak daha fazla hissedilmesine neden oldu. Bir kilogram domates dolu poşeti elinizde 10 dakika tuttuğunuzda hiçbir şey hissetmezken, 8 saat tuttuğunuzda kolunuzun ağrımasına yol açacak kadar ağır gelmesi gibi…
Ekonomi, rakamlardan ibaretmiş algısı oluştursa da, tamamen sosyal bir kavramdır. Ekonomiyi yaratan, bireylerin ihtiyaçlarıdır. O ihtiyaçların karşılanmasında yaşanan yetersizlikler, fizyolojik ve psikolojik sorunları beraberinde getirir ki, bu da toplumsal erozyona yol açar; hırsızlık, cinayet, fuhuş gibi adli olayları artırır.
Evet, ekonomik denge genel olarak teoriktir; gerçekte sağlanması çok olanaklı değildir ama bu denli dengesizlik de, bir şeylerin yanlış yapıldığının kanıtıdır. Siz politikalarınızı baştan doğru oluşturamazsanız, eğri zemine konulmuş masa gibi her defasında bir ayağı boşta kalır ve o boşta kalan ayak her sarsıntıda masanın üzerinde ne varsa devrilmesine yol açar.
Eğitim politikanızı doğru oluşturamazsanız, eğitimciliği açıköğretim kategorisine taşır, donanımlı mezunlar sağlayacak müfredat geliştiremezseniz, üniversite bitirip bir meslek sahibi oldukları halde bir iş sahibi olamayan gençleri istihdam garantili kurslarla yeniden yetiştirmek zorunda kalırsınız. Kazanç gibi görünse de, zaman, kaynak ve ruh sağlığı açısından bu tamamen kayıptır.
Sanayi politikanızı doğru belirleyemezseniz, çarpık kentleşme benzeri çarpık sanayileşmeye neden olur, hayat vermesi umulan fabrikaları can çekişen hastaya dönüştürürsünüz. Sonra da binlerce işsiz yurttaşınıza karşı vebal altında kalırsınız.
Gelirin adaletli bölüşümünü sağlayamazsanız, birbirine yakın yaşlardaki çocuklardan biri 8-9 bin liralık bir sporda kendisini geliştirirken, diğeri 78 torba kömür için kan ter içinde kalır. 78 torba kömürle kapattığınızı sandığınız uçurum, yarattığınız sadaka kültürü ile derinleşir.
Sonra da, ‘aslında başarılıydık’ diyebilmek için küresel krizin çıkmasını beklersiniz…

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız