| Asgarisi var, geçimi yok |
| Salı, 05 Ocak 2010 10:03 | |||
![]() Vergi yoluyla neredeyse iğneden ipliğe zam yapılırken, asgari ücret ilk altı ay için yüzde beş arttı. Olacak şey değil. Ücret Tespit Komisyonu’nun son toplantısının ardından gelen açıklamalar ise komedi filmi kıvamında. Vay efendim Bakan Bey bile işverenle pazarlık etmiş de, rakam öyle yükselmiş de, işveren daha az ödensin diyormuş da, Türk-İş toplantıdan çekildiği için işverenle baş etmek bakanlığa kalmış da, ekonomik kriz varmış da… mış da mış…. Bıkmadılar yıllardır masal anlatmaya. Haklı olunan tek nokta Türk-İş’in elini taşın altından çekmesidir. Toplantıya da katılacak, çatır çatır pazarlığını da yapacak, işçinin derdini de anlatacak! Toplantılardan çekilerek kolayı seçtiğine göre, şimdi eleştirmeye hakkı yok. Savaşını vermediğiniz hiçbir konuda söz hakkınız olamaz. Öfkelenilecek bir sonuçla tamamlanan toplantıya ilişkin haberi okurken gülmeden de edemedim. Son toplantı uzun sürmüş, çünkü TÜİK’ten endeks beklenmiş. İlahi, neyini bekliyorsunuz ki? TÜİK dediğiniz, bir sabıkalı kurum; nüfusu yanlış hesaplar, elindeki veriler seçmen kütükleri ile uyuşmaz, sanayi endeksini yanlış açıklar, enflasyon sepetine raket, pinpon topu koyar… Anlattığı o geçim endeksi daha üç yıl önce emekli bir yurttaşça mahkemeye taşındı. İşveren temsilcisi TİSK’in açıklaması da eğlenceli: “Çalışanımızın beklentisini bilerek, büyük bir yükün altına imza attık, bu yükün 2010’da verimlilik artışı ile karşılanmasını umuyoruz.” Verimlilik artışı! Başka sıkıntınız (?) diyesi geliyor insanın… Ve ardından Bakanlık temsilcisi, Komisyon Başkanı patlatıyor bombayı: “Bugün için asgari ücretle çalışan insanlar sanıyorum beklediklerinin üzerinde bir artış bedeli ile yeni yıla daha mutlu gireceklerdir.” Aynen dediği gibi oldu, bu haberi okuyan herkes bir anda mutlu oldu, öyle ki mutluluktan gülmeye başladı (!) Böyle bir komedi filmi işte, zaten sonunda da -son- diye yazmadı, -kriz- yazısı çıktı. Oysa çalışanlar krizlerin olmadığı yılları da biliyor. İstihdam için üretim, üretim için tüketim gerekiyorsa, tüketimi yapacak tüketici resmi kayıtlara ‘asgari’ diye geçen, ama gerçekte bırakın yoksulluğu; sefaletin, utancın rakamlarına denk gelen ücretlerle çalışmaya zorunlu bırakılıyorsa, işsizlik artar. Ama o ücret sefaletten yoksulluk düzeyine çıksa, işsizlik yine artar. Çünkü bu kez işveren çıkar karşısına, ‘bana pahalıya mal oluyorsun’ diye. Şimdi kriz gerekçe gösteriliyor da, krizin olmadığı hatta işlerin çok yolunda olduğu yıllarda da böyleydi. İşletmeyi işletme yapan insan gücü hep külfet olarak görüldü işverenlerce. Gerekçe, ücretin üzerindeki yüksek vergiler. Örneğin brüt 729 lira olan ücretin işverene toplam maliyeti yüzde 142,16 liralık Sigorta Primi İşveren Payı (yüzde 19,5) ve 14,58 liralık İşsizlik Sigortası Primi İşveren Payı (yüzde 2) ile 885,74 lirayı buluyor. Fakat aynı yük işçi için de geçerli. 38,27 lirası Gelir Vergisi (yüzde 15), 4,37 lirası Damga Vergisi (yüzde 6) olmak üzere 42,64 lira vergi kesiliyor ücretten. Bu net 577 liralık ücret için önemli bir miktardır. Üstelik, geçen yıllarda bin bir zahmet çekerek de olsa vergi iadesi alan çalışanların bu hakları asgari geçim indirimi (AGİ) ile de gasp edildi. Şimdilerde kriz var diye işveren asgari ücretin içinde geçim indirimini de sayıyor, zaten işsizlik kol geziyor diye ücret indirimine bile sesini çıkaramayan işçi AGİ’nin sözünü bile edemiyor. Fakat bu krizden önce de böyleydi. Kriz 2008’in sonunda başladı, AGİ uygulaması ise aynı yılın başında. Ve o süre içinde de çok sayıda işyerinde AGİ ödemeleri yapılmadı ya da ödenen ücrete dahil edildi ki, bu ücrette indirim anlamına geliyor. Ücrette indirim ise kazanılmış haklardan geri dönüşü ifade ettiği için işçi tarafından iş akdinin tek taraflı feshini geçerli kılıyor. İşveren hükümetten 2008’in sonunda 5 puanlık prim indirimi aldı ama işçinin AGİ’si, üzerine kriz gerekçeleri eklenince iyice unutturuldu. Oysa yapılması gereken, bir şeyleri kuma gömmek değil, ortak baskı gücü oluşturarak hükümetten çözüm üretmesini talep etmek olmalı. Eğer bu sağlanamazsa, ‘çalışanımız olmazsa biz olmayız’ söylemleri samimiyetsiz kalır. Müşteri kadar, çalışan da velinimettir. Başınızın içindeki beyniniz istediği kadar yürümeyi düşünsün; ayaklarınız olmazsa bir milimetre öteye bile gidemezsiniz. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

