| 23 yıllık sınava hazır mısınız? |
| Pazartesi, 12 Nisan 2010 13:57 | |||
![]() Geçen yıldan bu yana ambalaj atıklarının nasıl elden çıkarılacağı tartışılıyordu. Paralı mı olacak, parasız mı? Sanayici vergisini ödeyerek üretim süreçlerine kattığı her şeyin atık veya artıklarının da ekonomik bir değer olduğunu söylüyor ve karşılığını almak istiyordu. 26562 sayılı yönetmelikle getirilen, belediyelerle anlaşma yapan lisanslı kuruluşların söz konusu atıkları bedelsiz alacağı hükmü ortalığı birbirine katmış, konu davalık bile olmuştu. Derken sorun Bursa’dan yapılan bir girişimle siyasilere iletildi, iktidar partisinin il yönetimi ve milletvekilleri devreye sokularak, bir şekilde çözüm için adım atılması yolunda baskı oluşturuldu. Öyleydi böyleydi derken, beş ayrı teknik komisyonda çalışmalarını sürdüren Bakanlık, bedelsiz sözcüğünün yer almadığı bir taslağı dokuz ayın sonunda hazırlayabildi. Adı üstünde henüz taslak ama sanayicinin Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe girmişçesine sevinmesine yetti. Bursa’nın gücü sayesinde saat şimdi bir krizin, mutlu sonla noktalanmasına beş kalayı gösteriyor. Fakat bir başka konuya çeyrek var ki, çok daha önemli: AB Katılım Müzakereleri… Hemen belirteyim AB’ye katılmaktan yana değilim. Oraya ulaşabilmek için gösterilen bunca çabanın bir tek yararı var, o da; Türkiye’nin, kendi başına yapmayı akıl edemediği düzenlemeleri hiç olmazsa bu şekilde yerine getirecek olması. Müzakerelerin en zorlusu olarak gösterilen çevre faslı 22 Aralık 2009’da bir açıldı pir açıldı. Tam tamına 23 yıl sürecek. Bu süre içinde Türkiye’nin yaklaşık 300 başlıkta 70 milyon avroluk çevre yatırımını gerçekleştirmesi gerekiyor. Bu açıdan bakınca, Türkiye bu 23 yılın sonunda tüm yükümlülüklerini yerine getirmeyi başarırsa, daha yaşanabilir bir yurdun insanları olmanın keyfine varacağız. (O zaman 60’lı yaşlarımı sürüyor olacağım için başlayacak sağlık sorunlarından bu keyfin ne kadar yaşayabilirim bilemiyorum ama en azından daha temiz bir hava soluyup, daha temiz su içeceğim için bir 23 yıl sonrasını bile hayal edebilirim. Tabi tüm ülkeler yükümlülüklerini yerine getirmiş ve küresel ısınmada korkunç sona yaklaşılmamış olursa…) İyimserliği bir kenara bırakıp bugünün gerçeklerine baktığımızda, çevre faslı çerçevesinde 1 Temmuz 2010 tarihinden itibaren çeşitli konularda zorunluluklar başlayacak. Örneğin sanayi işletmelerine atıksu arıtma, emisyonlar, karbon salınımı, şirket bünyesinde çevre ile ilgili uzman bulundurmaları ya da bu alanda yetkili yerlerden hizmet almalarına ilişkin yükümlülükler gelecek. Sanayici, Bakanlığın baskı yapmamasını istiyor, çünkü bunların her birinin ciddi maliyet gerektiren, bugünden yarına yerine getirilebilecek görevler olmadığını düşünüyor. Ne var ki bunların her biri birer yük gibi görünse de, temiz su içmek, kirlenmemiş bir derenin suyuyla yetişmiş meyve-sebze yemek, bol oksijen solumak, sağlıklı yaşamak için mutlaka ve yapılması kaçınılmaz işler. Vicdan ile paranın hassas terazinin kefelerinde eşit durmaması gerektiğine işaret eden; adına vicdan, ahlaki yaklaşım, sosyal sorumluluk ne denilirse denilsin; hiç kimse için, hatta ‘çocuklar için’ bile değil, kişinin önce kendisine duyduğu saygı için yerine getirmesi gereken yükümlülükler bunlar. Dolayısıyla, ortada aşılması zor en az 300 konuluk bir dağ varken, ayrıntıda boğulmak yerine, vakit kaybetmeden, 23 sınavın ilk sorularını çözmeye başlamak ama bunu yaparken de sınavın sonunda nasıl bir Türkiye kazanılacağını bir an olsun akıldan çıkarmamak gerek.
|

