| Yatırım ortamı ve ihracat |
| Salı, 29 Haziran 2010 10:32 | |||
![]() Küresel krizin psikolojik etkisi zaman geçtikçe azalıyor. Kamu kaynaklı kriz önlemlerinin yoğun etkisiyle elde edilen olumlu bazı ekonomik göstergeler iyimserlik olarak pompalanıyor. Peki ama gelinen noktada ekonomik birimlerin üretim, iş, vergi, ihracat, istihdam yaratacak yatırım iştahı nasıl? Bursa ölçeğinde baktığımızda inşaat, gıda, turizm gibi sektörler dışında kimsenin ajandasında yeni yatırımlar yok. Son iki yılda, gazete ilanlarında ekonomi haberlerinde otel, konut, alışveriş merkezi dışında yeni yatırımlar yer almıyor. Tekstil sektöründe yeni yatırım son beş yıldır zaten yok denecek kadar az. Firmalar ayakta kalabilme uğraşında veya teknolojik yenilik yatırımları yapıyor. Otomotivde geçen yıl yatırımın ‘y’si konuşulmuyordu. Bu yıl ise ana sanayinin yönlendirmesinde birincil sanayide yeni yatırımlar gündeme geldi. Bu konudaki en somut haberi bu hafta gazetemizin manşetinde bulabilirsiniz. Seyit Ersöz’ün Fahrettin Gülener ile röportajında Ermetal Grubu’nun kapasite arttırma yatırımına giriştiğini öğreniyoruz. Otomotivin yapısı gereği ana sanayi bu tür yatırımlarda belirleyici oluyor. Ermetal Grubu’nun 12 bin metrekare kapalı alanlı 15 milyon doları bulacak yatırımı da kapasitesi artışının bir sonucu. Otomotivde ana sanayinin yeni modelleri, ihracat gelişmeleri bu yıl en azından bu sektörde benzer yatırım haberlerini okumanızı sağlayacaktır. Bunun dışında krizin psikolojik etkisi azalıyor ama yıkıcı etkileri azalmıyor. SIKINTILAR NELER? Çünkü, kriz ortamı, zaten ülkemiz için sıkıntılı olan karlılıkları, vadeleri öylesine olumsuz etkiledi ki, bilançolar 2009 yılını bile aratıyor. İlk bakışta, sanayi bölgelerinde artan elektrik, doğalgaz, su tüketimleri sanayide çarkların geçen yıla oranla daha hızlı döndüğünü gösteriyor. Bu doğru. Ancak daha detaya indiğinizde karşınıza karlılık, işletme sermayesi gibi yakıcı problemler çıkıyor. Üretimin artması, ciroların yükselmesi ekonomik birimlerin iyi olduğu, büyüdüğü, yeni yatırımlar yapacağı sorunlarının biteceği anlamına gelmiyor. İç piyasada gelinen noktada işletmelerin tasarruf edip, yatırım sermayeleri oluşturmaları kısa vadede çok zor. Tasarruf ve sermayenin sorun olduğu bizim gibi ülkelerde, dünya ölçeğindeki bozuk ekonomik iklim nedeniyle yabancı kaynaklı para girişinde de sıkıntı var. 2008 yılında 18,6 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye yatırım çeken Türkiye, 2009 yılında ulaştığı 7,9 milyar dolar rakamını da arayacağa benziyor. İhracatta da yılın ilk yarısındaki performansın ikinci yarıda sürüp sürmeyeceği belli değil. Zira, kur gelişmeleri aleyhte işlemeye devam ediyor. TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi gibi düşünenlere göre temmuz ayından sonra Avrupa pazarına ihracatta sıkıntılar daha da artabilir. Avronun hem dolar hem de dolaylı olarak TL karşısındaki değer kaybı otomotiv, hazır giyim ve demir çelik sektörleri ile turizmi olumsuz etkiliyor. Bu olumsuzluğun karşılığını Uludağ İhracatçı Birlikleri’nin haziran rakamlarında görmek mümkün. 1-27 Haziran arası ihracatta bu yıl geçen yıla göre yüzde 11’lik bir kayıp söz konusu. Kaldı ki, ihracat miktarı ve değeri artsa bile kur nedeniyle ihracatta karlılık büyük sorun olarak karşımıza çıkıyor. Sözün özü, bir çok ekonomik birim için 2010 yılı geçen yıldan da kötü geçmeye aday. Bunun üzerine bir de krizde ‘ikinci dip’ umarız yaşanmaz. Celil İnce'nin Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

