Türkiye ekonomisinin krizi!
Pazartesi, 14 Aralık 2009 13:01


Türkiye özellikle son bir yıl içinde bir çok krizi birlikte yaşar hale geldi, maalesef...
Geneli siyaset merkezli bu krizlere en son eklenen ve uzun süredir gündemde olan ‘Kürt açılımı’, DTP’nin kapatılması ile ülkemiz açısından yönetimi daha da zorlaşan bir krize döndü.
Ne yazık ki Türkiye, bu tür krizler nedeniyle ekonomisinin içinde olduğu krizi tartışıp çözmeye, ne zaman bulabiliyor ne de efor harcayabiliyor.
Böylesi bir ortamda, geçen hafta CHP Genel Başkanı Deniz Baykal imzalı, 90 sayfalık ‘Türkiye Ekonomisinin Krizi’ başlıklı bir kitap aldım. Kitap, CHP Genel Merkezi tarafından hazırlanıp, yine merkezce dağıtılıyormuş.
Bu çalışma; Türkiye ekonomisinin krizini 30 Eylül tarihi itibariyle resmi veriler üzerinden; büyüme ve istihdam, enflasyon, cari açık ve dış ticaret, kamu maliyesi ve borç gelişmeleri ile ortaya koyuyor.
Bunca kriz arasında ekonomiye bir kez daha dikkat çekmek adına bu haftaki yazı konumu buna ayırdım, sonra da CHP’ye bir eleştirim olacak.

BÜTÜNSELLİKTEN UZAK MÜDAHALELER
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, önsözde şunları yazmış;
“2001 krizinin hemen ertesinde yapılan müdahaleler yangını söndürmeye yetmiş, ancak sürdürülebilir bir büyüme ortamının oluşturulmasına giden süreç orta ve uzun vadeli politikalarla desteklenmediğinden tıkanmaya yüz tutmuştur.
Nitekim, tıkanma belirtileri 2005 yılında hissedilmeye başlamıştır. Hükümet, küresel krizin Türkiye ekonomisini etkileme kapasitesini algılama konusunda da bir hayli yetersiz kalmış, mevcut kırılganlıkları görmezden gelerek hiç bir ciddi önlem almamıştır.
Krizin ekonomiyi derinden etkilemeye başladığını gördüğünde ise bütünsellikten uzak bazı müdahalelerde bulunmak istemiş, ancak çok geç kalmıştır.
Sonuç olarak, Türkiye ekonomisi küresel krize karşı savunmasız ve sahipsiz bırakılmıştır.”
Deniz Baykal, genel çerçeveyi böyle çiziyor.

ÖZEL SEKTÖRE ODAKLANMAK GEREK
Kitaptaki rakamlara ve yukarıda ana başlıklarını verdiğim konuların detaylarına hiç girmeyeceğim.
Sadece şu nokta üzerinde odaklanmak gerektiğini ısrarla söylüyorum:
Siyasi irade krizin bütçe ve diğer gelirlerine etkileri konusunda gösterdiği hassasiyeti, (vergi konusundaki kısa süreli ve sıkı takip, SGK’nın borçluların menkul ve gelirlerine el koyma istemesi gibi) özel sektöre karşı da göstermelidir.
Sonuçta, benimsediğimiz ekonomik modelde büyüme ve kalkınmamız özel sektör temelli değil midir?
O halde...
Krizle birlikte özel sektörün kredi olanakları sınırlanmış, dış borç stokları azalmıştır.
Bu azalma kulağa iyi gibi gelse de özel sektör şu anda net dış borç ödeyecisi durumundadır. Dış borçlanma olanakları sınırlandığı için yatırım eğilimi de ortadan kalkmış durumdadır.
Türkiye’de kredi kanalları ise bankaların kredi kanallarını açık tutma konusundaki ihtiyatlılığı ile daralmıştır.
Bankalar kendileri açısından daha az riskli gördükleri Hazine’yi fonlamayı tercih etmiş, özel sektörü ikinci plana itmişlerdir. Para akışı özel sektöre doğru değildir.
Yoğun rekabet, azalan kar marjları, zorlaşan piyasa koşulları altında kredi kanallarının tıkanma noktasına gelmesi, mevcut borç stoğunun ödenme zorunluluğu altında özel sektör ezilmektedir.

ÇÖZÜM VE POLİTİKA ÖNERİLERİ EKSİK
CHP’nin çalışması, küresel krizin Türkiye ekonomisi üzerinde etkilerini ortaya koyması açısından önemlidir. Ancak eksiktir.
Eksik olduğu nokta, çözüm ve politika önerileridir. Bu kitabın devamında veya her faslın ardında bu önerileri de görmek gerekirdi.
Özellikle de, özel sektörün sorunlarının başka krizlere kurban gittiği bir ortamda, özel sektör merkezli kırılganlık noktalarına dikkat çekmek, orta ve uzun vadeli projeksiyonlar çizmek büyük yarar sağlayabilirdi.
Buna gerçekten de büyük ihtiyaç vardır.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız