| Sanayicinin etrafındaki çember daralıyor |
| Pazartesi, 16 Kasım 2009 14:09 | |||
![]() Gazetemizde ağustos ve eylül ayları boyunca, özellikle sanayiden kaynaklı atık suların deşarjı ile Bursa derelerinin kirlenmesini gündeme getirdik. Bu konuda ülkemizdeki mevzuatı, neler yapıldığını ve yapılması gerektiğini aktardık. Dilek Göral haber ve araştırmalarıyla, Kamil Salihoğlu yazılarıyla meseleyi neredeyse tüm boyutlarından ele aldılar. Bursa’da, özellikle sanayiden kaynaklı çevre kirliliği konusu, medyanın pek dokunmadığı konulardan biridisir. Bir kent düşünün ki, ülkenin en özel doğasına sahip ve en yoğun sanayileşme bölgesi. Ama aynı zamanda ülkenin en çok kirletilen doğası, ovası orada... Fakat ülkenin en etkin yerel medyası bunu görmezden geliyor! Bursa geçmişte böyle bir süreci yaşadı. Şimdi kamu otoritesi ve atıklarının bertarafı veya zararsız hale getirilip deşarjı için maliyete katlanan sanayicinin konuya ilişkin hassasiyeti yüksek. Mevzuat da bazı yaptırımları zorunlu kılıyor. Bursa’yı, önümüzdeki günlerde çevre konusunda yoğun bir gündemle karşı karşıya göreceğiz. SİYASET DE ÇÖZÜM İSTİYOR Sanayiden kaynaklı çevre kirliliği konusunda Çevre İl Müdürlüğü ve Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin ortaklaşa harekete geçtiğini bu haftaki manşetimizde okuyacaksınız. Konunun bir boyutu zaten gerekli alt yapıyı tesis edip, bu sistemin dışında kalanlara cezai veya diğer yaptırımları uygulamak. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe bu konuda hassas. BUSKİ’nin üzerine düşeni yapması konusunda kararlı. Sanayiden kaynaklı atık suların disipline edilmesi için BUSKİ’nin özellikle doğu kısmındaki kirletici tesislerin deşarjlarını kendi hatlarına bağlaması gerekiyor. Bu sağlanacak. Adalet ve Kalkınma Partisi İl Başkanı Nagip Vardar’ın yaptığımız söyleşide söylediği sözlerinden de anlıyorum ki, siyasi otorite çevre kirliliği konusunda görüş, karar ve eylem birliğine varmış durumda. HAKSIZ REKABET OLMAMALI Konunun asıl merkezinde olan boyutu sanayi tesisleri ve sanayiciler. Burada da şöyle bir tablo var; Bursa’daki önemli organize sanayi bölgeleri atık su arıtma tesislerini yapıp işletmeye aldılar. Kendi tesisini kurup işleten fabrikalar da var. Bu sanayiciler atıklarının çevreye zarar vermemesi için bir maliyete katlanıyorlar. Her biri atık su arıtma tesislerinin işletmesinde ortaya çıkan maliyeti, deşarj ettikleri miktar oranında ücret ödeyerek karşılıyorlar. Oysa organize sanayi bölgesi içinde olmayan, kendi tesisi de bulunmayan fabrikalar, atıklarını derelere deşarj ediyor. İşte bu noktada haksız bir rekabet ortaya çıkıyor. Diyelim ki, bu iki tesis bir tekstil boyahanesi olsun. Diğer tüm şartları eşit varsaydığımızda, OSB içinde olan ile olmayanın maliyetleri arasında bir fark ortaya çıkıyor. Çevreye zarar vermemek için bir maliyete katlanan sanayici, haklı olarak söz konusu maliyetin herkes tarafından bölüşülmesini istiyor. Bu da aslında sorunun çözümü noktasında, kamu otoritesinin elini rahatlatan bir durum. Sanayiden kaynaklı çevre kirliliği, Bursa’da durdurulabilir. Daha sonra da iyileşmeye doğru yol alınabilir. Bu konuda gerek siyasi kararlılık gerekse yasal düzenlemeler ve kamuoyu desteği açısından uygun bir ortam söz konusu. Özetle, kirliliğe sebep olan sanayicilerin etrafındaki çember daralıyor. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

