|
Pazartesi, 06 Temmuz 2009 12:46 |
|

Geçen haftaki yazımızda da değindik, hükümetimizin önceliklerinin ekonomi olmadığı açık... Türkiye, 2009 yılının ilk çeyreğinde dünyanın en fazla küçülen dördüncü ekonomisi oldu. Ama bizim hükümetimiz halen ‘teğet geçme’ ruh hali içinde. ‘Bu kriz bizim krizimiz değil ama biz yine de alınacak önlemin en iyisini hem de fazlasıyla aldık’ durumu hakim. Elbette açıklanan kriz paketleri var. Bu paketlerin sanayide çarkları 2008’in son ve 2009’un ilk çeyreğine göre daha hızlı çevirdiği de rakamlardan görülüyor. Ama bunlar yeterli değil. Türkiye’ye reva görülemez. Geçen hafta; bu yılın ilk altı ayında organize sanayi bölgelerindeki elektrik, doğalgaz ve atık su değerlerini araştırdık. O rakamlar ilk çeyrekte sanayide dibi işaret ediyor. Mart ayından itibaren özellikle nisanda belirginleşen bir yukarı yönlü ivme var. Ayrıntılarını gazetemizdeki haberde inceleyebilirsiniz. Sanayi üretiminde dibin görüldüğü, cılız da olsa yukarı yönlü hareketin haziran sonu itibariyle de sürdüğü izleniyor. Ancak sanayici mutlu değil, endişeli. Tekstil sektörünün Bursa’daki önemli gruplarından birinin yönetim kurulu başkanı ile geçen hafta sohbet ediyoruz. Bin 300 kişilik istihdamdan son bir yıl içinde 800 kayıp verdiğini ve 500 çalışana indiğini söylüyor. “Ben sonuna kadar direndim ama gördüm ki, bu ülkeyi yönetenler bizim düşündüğümüzün onda biri kadar işsizleri düşünmüyor. Sanayiyi düşünmüyor” diyor. Yılların mücadeleleri sonunda çıktıkları noktadan geri dönmelerinin en önemli unsurunun hükümetlerin yanlış politikaları olduğunu söylüyor. ‘Bana rekabet edebilecek şartları oluşturmadılar. Aksine benim çıktığım noktada ayağımdan aşağıya çektiler’ değerlendirmesini yapıyor. Yarına dair de pek umutlu gözükmüyor. Bu umutsuzluğunun kendisi için olmadığını da özellikle vurguluyor. ‘Çünkü’ diyor, ‘Benim kendi hayatımı rahatlıkla sürdürecek kadar param ve birikimim var. Ama işini kaybeden 800 kişi ne yapacak?” İş adamlarının, sayıları gün geçtikçe artan biçimde benzer düşünce ve öfkeler içinde olduğunu görmek üzüntü verici. Gündem öylesine başka konularla dolu ve yoğun ki. Ne onlara ne bize; “İlk çeyrekte dünyanın en çok küçülen dördüncü ekonomisiyiz, küresel krize karşı açılan mali paketlerde, 2009 yılında GSYİH’nın yüzde 0.6’sı kadar bir önlemimiz söz konusu. Burada ise arka sıralardayız. Dünya küçülürken büyüyen Çin’de bu oran 3.1, Güney Kore’de 3.9. Niye böyle diye?” sormaya sıra gelmiyor. Ülkemizde “ekonomimizi nasıl daha çok büyütürüz. Sanayi üretimini, ihracatı vb. nasıl arttırırız” tartışmaları yerine, Türk Silahlı Kuvvetleri gibi çok önemli, günlük siyasetin ve tartışmaların dışında olması gereken bir kurumla ilgili dikkat edilmesi gereken hassasiyetler yerle bir ediliyor. Demokratikleşme elbette Türkiye için sonuna kadar gidilmesi gereken bir yol. Ancak demokratikleşmeyi son günlerde neden sadece askerin sivil mahkemelerde yargılanması meselesi çerçevesinde tartışıyoruz? Madem demokratikleşme yolunda yürüyoruz; o zaman buyrun siyasi partiler kanununu değiştirmeye... Önce parti içi demokrasiyi getirelim (!), milletvekili dokunulmazlıklarını da ‘kürsü’ ile sınırlayalım... Bu iş böyle olmaz mı?
Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|