Sanayi işte böyle battı
Pazartesi, 12 Ocak 2009 18:48

alt

Türkiye’de 6 yıldır hüküm süren IMF destekli düşük döviz-yüksek faiz politikaları, sanayi üretim yapısının çökmesine yol açıyordu. Bu tablo küresel krizle birleşince üreten, ihracat yapan sanayi bitti.
Mevcut işletmelerin çoğu son yıllarda para kazanıp sermayesine ilave edemediği gibi var olan sermayesini de eritti, kalifiye elemanlarını ve işçilerini muhafaza etmek için varlıklarını tüketti. Bugün de finansman bulamıyor, fabrikalar bir bir kapanıyor, istihdam azalıyor.

YIKIMIN SEBEPLERİ
Peki geriye dönüp baktığımızda, bu sonucu ortaya çıkartan yıkım tablosunda ne tür sebepler var?
2003’te yüzde 18.40 olan enflasyon 2008’e kadar yıllık ortalama yüzde 9’lar seviyesinde seyretti. Döviz ise aynı dönemde geriledi. 2003 yılı ocak ayında 1.67 YTL olar Amerikan Doları, 2008 yılının Ocak ayında 1.17 YTL’ye kadar düşmüştü.
Söz konusu dönemde yüzde 60’ın üzerinde enflasyon gören başta ihracat yapan sanayici, maliyetlerindeki artışının yarattığı kaybı, döviz kurundan dolayı satışlarına yansıtamadı. Aynı zamanda dünyada rekabet gücünü yitirdi.

MALİYETLER ARTTI
Üreten sanayicinin darbe yediği diğer önemli konu ise son 6 yıl içinde işçilik, elektrik, doğalgaz, hammadde gibi temel girdi maliyetlerinin ciddi oranda artışı oldu. Sanayide kullanılan elektrik 5 yıl baskı altında tutuldu fiyatı artmadı ancak son bir yıl içinde yüzde 50 civarında yükseldi. Doğalgazda söz konusu dönemde yüzde 300’ün üzerinde zam görüldü. Motorin ve asgari ücret iki kat arttı.

ERTUĞRUL KAPLAN: GÖRE GÖRE BATTIK

Mevcut tablo konusunda Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Ertuğrul Kaplan şunları söylüyor.
“2001 yılında bankalar ciddi bir finans krizine yakalanmıştı. Bugün aynı finans krizine sanayi düştü. Çünkü likidite dengesi bozuldu. Son 5-6 yılda döviz fiyatı sürekli baskı altında tutuldu, düştü. Enflasyon yıllık ortalama yüzde 10 seviyesinde gerçekleşti. Sanayinin işçilik, hammadde, enerji gibi girdi maliyetleri de küçümsenmeyecek düzeyde arttı. Bu ortamda üreten ve başta dışarıya mal satan sanayici hep kendinden yedi. Bir kurbağayı kaynar suya atarsanız, bağırıp zıplar. Ancak soğuk suya atıp altından yavaş yavaş suyu ısıtırsanız, piştiğini fark etmez. Biz 2004'ten beri piştiğimizi söylüyoruz ama ateşi kapatan yok.

ENFLASYON VE KUR DARBESİ

Son 6 yılın döviz, enflasyon, girdi maliyetleri verilerinden yola çıkarak şöyle bir hesap yapalım. Böylece ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Enflasyon ve döviz tablosunda her yılın ocak ayı dolar fiyatı var. Bu fiyatı o yılın enflasyon oranı kadar artıralım. Çünkü en az o kadar artış olmalıydı ki, sanayici yıl başındaki konumunu korusun. Her yıla aynı şeyi yaptığımızda, sanayicinin 2003 yılı başındaki durumunu muhafaza etmesi için dolar fiyatının 2008 yılı ocak ayındaki seviyesiden 1 TL 1 Kr daha fazla olması gerektiği sonucuna varıyoruz. Bu demektir ki, dolar 2008 yılı ocak ayında 2.17 TL olmalıymış. Sanayicinin kaybına diğer maliyet artışlarını koymadık daha.
Bu durumda şöyle bir örnek rakam üzerinden gidelim. Bir sanayici her yıl 1 milyon dolarlık ihracat yapıyor olsun. 2003 yılından bu yana 6 milyon dolar ihracat yapmıştır. Hesabımıza göre bir dolarda 1 TL 1 Kr kaybı olduğu için 6 milyon TL para kasasında yoktur. Olsaydı bugünkü sıkıntıları, likidite bozukluğunu, finansman krizini belki de yaşamayacaktı.

SANAYİYİ AYAKTA TUTMAK ÇOK ZOR
Dolayısıyla, yüksek faiz-düşük kur sanayiyi bitirmiştir. Bu dakikadan sonra çoğunu ayakta tutmak artık mümkün değildir.
Uygulanan, IMF destekli istikrar programı ucuz ve bol dövizi hedefledi. Ucuz ve bol dövize dayalı ithalat ile enflasyon aşağıya çekilirken aynı anda ekonominin canlı tutulması için ucuz ve bol döviz temini için de Hazine yüksek faizle borçlanıyor. Ucuz döviz, sanayide ülkede kurulu üretim yapısının çökmesine yol açtı. Ucuz ithal girdisi, ucuz ithal ara malı, ucuz ithal mamul eşya karşısında yerli üreticinin iç piyasa için üretim yapma, ihracatı artırma şansı kalmıyor.
Türkiye'deki reel sektör geçmiş dönemde iç piyasaya TL olarak değil, dış piyasalara dolar olarak borçlandı. Banka dışındaki reel sektörün 130 milyar dolar üzerinde dış borcu var. Düşük kur, firmaları ara mal ve hammaddeyi iç piyasadan değil, dışardan almaya zorladı. Böylece yedek parça, ara mal sanayi üretiminde büyük düşüşler yaşandı. Bugün kurlardaki artış kısa sürede iç piyasalarda olumsuz sonuçlara neden olacaktır. Eğer hükümet süreci iyi yönetebilirse orta vadede sanayinin yapısında değişikliğe neden olabilir. Bu durumda Merkez Bankası'nın yapmadığını küresel dalgalanma yapabilir.”

 

 Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız