Otomotivin çıkışı…
Pazartesi, 08 Mart 2010 15:29


Türkiye’nin ihracatında geçen yıl itibariyle yüzde 18’lik bir paya sahip olan otomotiv ana ve yan sanayi, bu yılla birlikte krizin yaralarını saracak.
Ülke ihracatında en büyük paya sahip sektörle ilgili önemli bir not da, dış ticarette fazla veriyor olması. 2008 yılında 5.5 milyar geçen yıl da 3,2 milyar dolarlık bir dış ticaret fazlası söz konusu. Yani sektör, ithalattan çok ihracat gerçekleştirmiş.
Ekonomik PUSULA olarak yaptığımız ek çalışması sırasında sektör temsilcileri ile görüşmelerde ortaya çıktı ki, ivme yukarı dönmüş durumda. Ana sanayiden gelen siparişler, iş programları moralleri yerine getirmiş.
Sektör temsilcilerinin yaptığı değerlendirmeler ışığında aşağıdaki sonuçları çıkarttım:
1. Ekonominin ülke gündeminde halen en önde yer almaması, geçen yılki vergi indirimleri gibi teşvikler yanı sıra hurda indiriminin yönetmeliği çıkmasına rağmen konuşulmuyor olması anlamlı değil.
2. İç pazara dönük tedbirlerin rafa kaldırılmaması gerekiyor. Hali hazırdaki kapasitelerin daha çok kullanılması için salt ihracat yeterli olmayabilir. Otomotiv üzerindeki ağır vergi yüklerinin hafifletilmesinden kaçınılmamalı.
3. En büyük ihracat pazarı olan Avrupa’nın bir çok ülkesinde hurda ve vergi indirimleri devam ediyor. Bu bizim elimizde olmayan ancak lehimize bir durum. Avrupa’da desteklerin sürmesini temenni etmekten öte bir şeyler yapabilmek için B planımız olmalı.
4. Otobüs, kamyon, traktör gibi ağır ticari taşıtlar geçen yılki vergi teşvikleri kapsamın dışında kaldığı için büyük yara aldı. Ticari segmentte vergilerin indirilmesi gerekir.
5. Ar-Ge teşviklerinin önemli bir bölümünü otomotiv sektörü firmalarının alması, gelecekte hybrid ve elektrikli taşıtlar gibi sektörün değişimi aşamasına hazırlanıldığını gösteriyor. Bu hazırlık ve     sektörün alt yapısı önemli avantaj.
6. Yan sanayi olarak faaliyet gösteren firmaların, dünyadaki yoğun rekabetin bir sonucu olarak artan fiyat baskısı nedeniyle kar marjları giderek düşüyor. Bozulan sermaye yapıları nedeniyle bu karsızlık bu kapsamdaki firmalar için büyük handikap.
7. 2010 yılı itibariyle yönünü yukarı çeviren sektörde, ana sanayi firmalarının yeni pazarlara ihracat yapması, yeni modellerin Türkiye’de üretilecek olması gibi sebepler, önümüzdeki iki-üç yıl içinde kriz öncesi seviyelerin aşılacağına işaret ediyor. Bu doğrultuda 2001 ikinci yarısı ve 2012 yılından itibaren sektördeki üretim ve ihracatta büyük bir iyileşme görebiliriz.

TFF’Yİ BEKLEYELİM BAKALIM NE DİYECEK?
Uzun yıllar Bursaspor’u takip ettim. Bir çok deplasmana gittim. 1992 yılındaki Türkiye Kupası finalinde Trabzon’da yaşadıklarımız beni çok etkilemişti. 3-0’ın rövanşında 5-1’lik skorla kupayı Trabzonspor alırken, Bursaspor üzerinde organize bir şekilde her türlü baskı vardı.
Bursaspor, benzer bir tabloyu Malatya’da yaşamıştı. Son olarak da Diyarbakır…
Cumartesi günü yaşananlar, açılım ikliminde olmayan bir Türkiye’de yaşansaydı, kızılca kıyamet kopardı. Şimdilik, kıyamet kopmuş gibi yapılıyor!
Türkiye, açılım ikliminde olmasaydı;
Kamil Abitoğlu maçı o şartlarda oynatmak için bu kadar ısrar eder miydi?
Başka sahalarda sahaya taş yağarken tribüne hemen giren polis, elindeki kalkanı kaldırmaktan bile çekinir miydi?
Bursa’daki olaylardan sonra açıklama üstüne açıklama yapan bakanlar, kamu görevlileri bu kadar suskun kalır mıydı?
Herkes, dilinin ucuna kadar gelen sözcükleri yutkunuyor. Hatta kimileri ilk maç nedeniyle Bursaspor’u suçlamaya kadar işi götürüyor.
En doğrusunu yine gözlemciler söylemiş, (eğer basına sızanlar doğruysa) raporlarında yazmış: Maç tatil edilmemiş olsa ve Bursaspor gizlice stattan kaçırılmamış olsaydı katliam olurdu.
Diyelim ki, maç her şeye rağmen oynatıldı, Bursaspor oradan kazanarak çıkabilir miydi?
Söylenecek çok şey var. Ama biz de şimdilik susalım. Türkiye Futbol Federasyonu sözünü hele bir söylesin bakalım.Çünkü onların diyeceği şey çok önemli. Bekleyelim, bakalım ne diyecekler?

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız