Elektrik üretim özelleştirmeleri
Pazartesi, 22 Mart 2010 22:00


Önce rakamları verelim;
- Türkiye’nin elektrik üretimi 2008 yılında 200 milyar kilovatsaati buldu.
- Aynı yıl elektrik tüketimi 198, 2009’da 193 milyar kilovatsaat oldu.
Bu tablo, Türkiye’nin elektrik arz ve talebinin başa baş olduğunu gösteriyor. Bu işin içinde olan insanlar iki yıl önce şunları söylediler;
“Türkiye’yi bir elektrik krizi bekliyor. Çünkü arz ve talep eşitlendi. Elektrik üretimi için kurulu gücün arttırılması, yeni yatırımların yapılması lazım. Tüketim ile üretim eşit olamaz, üretim kapasitesinin güvenli bir miktar yüksekte olması gerekir.”
Halen de bu tarzda söylemler var.
Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Ertuğrul Kaplan, 2007 yılındaki değerlendirmesinde “Türkiye’yi bir elektrik krizi bekliyor. Çünkü, ekonomik büyüme bu ölçekte devam ederse elektrik talebi her yıl ortalama yüzde 10’a yakın oranda artıyor. Bu artış, kurulu güce her yıl 2.4 MW eklenmesi demek. Yani, her yıl Atatürk Barajı kapasitesi kadar bir yatırım gerekli. Bu yatırımları göremiyoruz. Elektrik krizi ancak bir ekonomik kriz gelir, sanayinin elektrik talebi düşer o zaman atlatılır” demişti.
Hatta bu görüşünü, DOSAB’ın resmi yayın organı Perspektif Dergisi’nde de yazdı. Aradan bir yıl geçmedi, ekonomik kriz geldi. Türkiye elektrik krizini yaşamadı!
Geçen gün Kaplan, yine benzer bir değerlendirmede bulundu; “Tehlike bitmedi. Ekonomik iyileşme ile yeni bir elektrik krizi görülüyor. Çünkü ekonomik kriz dönemindeki yatırım fırsatı iyi kullanılamadı.”
Kısa bir araştırma yaptım. 2009 yılı aralık ayı itibariyle DSİ, 26 adet HES’i işletmeye almış. Bunların 638 MW kurulu gücü var. Aynı yıl özel sektör, 75 HES inşasının temelini atmış. Bunlar bitirilse kurulu gücü 1.600 MW olacak. Özel sektör yatırımları bitip devreye girdiğinde ancak ihtiyaç kadar üretim kapasitesi oluşuyor.
Tabii, elektrik arzı sadece HES’lerle olmuyor. Türkiye’nin 14.500 MW HES kurulu gücü var. Ancak, doğalgaz, termik gibi diğer kaynaklarda da yatırım iklimi iyi değil. Sadece rüzgar santralleri konusunda son iki yıl hareketli geçti.

AÇIK KAPATMA YAKLAŞIMI ARZ SIKINTISINI BÜYÜTÜR

Öte yandan elektrikte, dağıtım özelleştirmelerine üretim özelleştirmeleri de ekleniyor. Öncelikli olarak Hamitabat, Çan, Seyit Ömer ve Soma A-B’nin özelleştirme ihale ilanlarına çıkılıyor. Bu santrallerin ardından belirlenen 13 termik ve 27 hidroelektrik santrali barındıran, 9 portföy grubunda yer alan üretim özelleştirmelerine devam edilecek. HES’lerin işletme hakkı, termiklerin ise varlık satışı ile özelleştirilmesi öngörülüyor.
Yazının başında belirttiğimiz elektrik arz sıkıntısının giderilmesi için özel sektör dinamizminden yararlanmak doğru bir strateji görülüyor. Çünkü kamu, bu alana talebi karşılayacak kadar yatırım yapamıyor.
Peki özel sektör, bu yükü karşılayabilir mi?
Devletin, Mecliste bekleyen yasal düzenleme ile elektrik alım fiyatı ve süresi konusunda nasıl garantiler sunacağı buradaki kritik konu. Özel sektörün yatırım iştahını arttırmak gerekiyor. Aksi durumda, verilen ama yatırıma dönüşmeyip çantalarda duran lisanslar gibi olumsuz bir tablo ile karşılaşılabilir.
Konunun bir başka önemli boyutu, gerek elektrik dağıtım özelleştirmelerinde (Şu anada kadar ihalesi yapılarlardan gelecek gelir 5.1 milyar dolar) gerekse üretim özelleştirmelerinden önce ne beklendiğidir.
Görüldüğü kadarıyla hükümet, birinci derecede bütçenin açığını azaltacak kaynak girişi olarak meseleye bakıyor. Şu tür hesapları okuyoruz, “Bundan sonraki dağıtım ve üretimden 15 milyar daha alırız.”
Tabii, kaynak girişi veya açık kapatma yaklaşımı Türkiye’nin elektrik arz güvenliği sorununu çözmeyecektir.
Özelleştirme politikası dün olduğu gibi bugün ve bundan sonra da kamunun finansman ihtiyacına çare oluşturmak üzerine kurulduğunda, sıkıntıları arttıracaktır.

Celil İnce'nin Tüm Yazıları İçin Tıklayınız