2010 nasıl geçecek?
Pazartesi, 28 Aralık 2009 13:53


2008 yılı sonunda patlayan dünya krizi, ekonomide bir çok şeyi değiştirdi. En temel noktadan baktığımızda; talep düşüşünü ve arz cephesinin ciddi bir sıkıntıya girdiğini görüyoruz.
Sistemin ağır aksak da olsa yürüyebilmesi için devletler talep arttırıcı ve arz cephesinin finans sorunlarını çözücü politikalar uygulamaya koydular.
Ekonomide sebep-sonuç konusu oldukça karmaşık bir yapı arz eder ve her şey birbiriyle ilişkilidir. Bir konuda değişim yaşandığında bunun diğer alanlara etkileri mutlaka görülür.
Dolayısıyla, dünyada başlayan krizin bizi ‘teğet’ geçmeyeceği oldukça açıktı. Nitekim, Türkiye de 2008 yılı sonu itibariyle etkilenmeye başladı, 2009’un ilk üç ayında bu etki zirve noktasına ulaştı.
Hükümetimiz, bu zirve yaşadığında ancak kendine geldi. Bazı politikalar üretmeye başladı.
Bizim bir şansımız, finansal kesimde sıkıntımız yoktu. Onun için kamu kaynaklarını o kesimin yıkılmasını önlemek için kullanmak zorunda kalmadık.
Herkesin yaptığını yapmak için geriye iki şey kalıyordu; reel kesimin zorlaşan borçlanma ihtiyacını karşılamak, ayakta kalmasını sağlamak ve talep canlanması yaratmak.
Her iki konuda da bazı uygulamalar yapıldı. Talep canlılığı için ÖTV ve KDV indirimleri uygulandı. Devlet kendi alacağından feragat edip bunun talebe yönelmesini, dolayısıyla üretim kesimine destek olmasını uygun bulmuştu.
Reel kesimin borçlanma ihtiyacı için de KOSGEB, Kredi Garanti Fonu (halen istenilen uygulama başlamasa da) gibi yapılar harekete geçirildi. Ancak bu yeterli olmadı. Yatırım ve istihdam teşvikleri, önceliği yangını söndürmek olan üreten kesim için gerekli ilk reçete değildi. Bundan dolayı eleştiriler bitmedi.
Bursa’nın temelini oluşturan söz konusu kesim, borçlanma ihtiyacını karşılaması için finans sektörü ile başbaşa bırakıldı.
O cephe de kendini mümkün olan en üst noktada güvence altına almak istediği için sıkıntılı bir süreç yaşandı.
Türkiye, hem kamu hem de özel sektör olarak alacaklı değil borçlu olduğu için dünya krizinden daha fazla etkilenecekti. Öyle de oldu.
Çünkü gerek kamu gerekse özel sektör için borçlanma ihtiyacı artmıştı ancak borçlanma zorlaşmıştı.
Kamu, finans kesiminin elindeki paraları kendine çekti. Finans kesimi doğal olarak riski az olanı tercih etti. Kriz ortamında paralarını şirketler yerine hazineye verdi.
Türkiye’nin dünya krizinde çözemediği sorunu özetle budur.
Dolayısıyla, Bursa gibi reel kesimin yoğunlaştığı illerde 2009 yılı daha sıkıntılı geçmiştir.
Görünen o ki, 2010 yılının en azından ilk yarısı da böyle geçecektir. Krizin kötüye gidişi durmuştur ancak yatay seyri, finans ihtiyacının zirve yaptığı günlerde daha büyük sıkıntılar yaratır.
2009 insanlar için mutsuz bir yıldı. Umalım, 2010 mutlu ve başarılı geçsin.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız