|

TBMM, geçen hafta Plan ve Bütçe Komisyonu çalışmaları sırasında, TV’lerde bir aralar çok sık ve şaşkın gözlerle izlediğimiz, Güney Kore Parlamentosu’ndakilere benzer (içinde komik unsurlar da taşıyan) bir şiddet görüntüsü yaşadı. Biz de aynı şaşkınlığı… Olay, Komisyon üyesi Muğla Milletvekili Gürol Ergin’in “terbiyesiz sensin” cevabı üzerine, Altan Karapaşaoğlu’nun birden fırlayıp, büyük bir azimle onu dövmeye (kendi tabiriyle gebertmeye) çalışmasıdır. Görüntüler, bazı Türk filmlerindeki “Allah’ını seven tutmasın beni” sahnelerini veya düşman saflarına “küffara ölüm” nidalarıyla koşan karakterleri hatırlatacak nitelikteydi. Bir milletvekilinin, birlikte çalıştığı (partisi farklı da olsa) bir başka milletvekiline karşı, üstelik onu “gebertmesi gerektiğini” söyleyerek atağa geçmesi (!) ülkemiz demokrasisi açısından duyduğumuz endişe ve kaygıları artırmaktadır. Aslında, Karapaşaoğlu’nun başrolünde olduğu bu sahneler, TBMM’de bu tür olayların ne ilki ve ne yazık ki ne de sonuncusu olacaktır. TBMM, devlet yapısı içindeki konumu nedeniyle en itibarlı olması gereken kurumdur. Meclis’in itibarını korumak konusunda öncelikli görev ise, onu temsil eden, imajını oluşturan kişilere yani milletvekillerine düşer. Oysa milletvekillerinin büyük çoğunluğunun dışarıdan gelen eleştirilere karşı, “Meclis’in itibarı zedeleniyor” diye tepki gösterirken, kendilerinin bu itibarı korumak yerine zedeleyici davranışlar içinde olduğu görülüyor. Meclis oturumlarını izlerken veya toplantı tutanaklarını incelerken gördüğümüz laf atma, sataşma ve küfürleşmeler o denli çok ki, adeta milletvekillerinin böyle davranmaları gerektiğine kendilerini inandırdıklarını düşünüyor insan. Hatta biraz da kendilerini böyle davranmak için zorladıklarını. (Galiba kabadayılığın prim yaptığını düşünüyorlar.) Ve sonuçta TBMM’nin ve milletvekillerinin itibarı, saygınlığı halk gözünde giderek azalıyor. Demokrasi de yara alıyor. Ülkemizin gündemindeki şikayet konularından biri de; bir yandan ayrılıkçı terörün, diğer yandan bireysel şiddetin giderek yükselmesi ve toplumun her kesimine yayılma eğilimi göstermesi. Şiddetin failleri de, mağdurları da, her cins, yaş ve sosyo-ekonomik kesimde artış içinde. Aile içinde, okulda, sokakta, işyerlerinde her an pek çok şiddet olayı yaşanıyor. Toplumun geleceği için tehdit yaratan şiddet ortamının önlenmesinde TBMM başta olmak üzere pek çok kurum ve kişiye büyük görevler düşmektedir. Bireysel ya da kollektif, çıkar amaçlı ya da anlık öfkeye dayanan, arızi veya hayat tarzı halini alan her türlü şiddetin cezalandırılması, yaptırımla karşılaşması için Meclis’in, şiddete yönelten toplumsal veya ekonomik nedenlerin ortadan kaldırılması için hükümetin ve şiddeti kınayan kültür ve eğitim ortamının sağlanması için herkesin duyarlı ve özenli olması gerekiyor. Yaşamları, davranışları, konuşmaları kamuoyunda izlenen kişilerin ise bu konudaki sorumluluğu çok daha fazla. Şiddetin önlenmesi için çalışma yapmakla görevli, toplumsal barış ve huzur için yemin etmiş bir milletvekilinin, bunun tam tersine, kendi söz ve tavırlarındaki şiddetle adeta olumsuz bir rol modeli olması kabul edilemez/hoş görülemez/görmezden gelinemez. Farklı görüşlerin özgürce ifade edilmesi gereken Meclis gibi bir mekanda, böylesi bir tahammülsüzlüğün toplumdaki yansımaları çok tehlikeli olmaktadır. Karapaşaoğlu’nun bu görüntüleri unutulmamalı. Ancak, Bursa halkı ve doğal kaynakları için zararları, bilim raporları ve T.C. mahkemelerinin kararlarıyla belirlenen Cargill firmasını kurtarmak için verdiği yasa önerisinin görüşmeleri sırasında, milletvekili olduğu ilin Barosunu ve avukatlarını hedef alarak ve Meclis kürsüsünde meydan okumaktan çekinmeyen Karapaşaoğlu’nu izlemeye devam ediyoruz.
Asude Şenol
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|