Türkiye, AB için gerekliliktir
Pazartesi, 01 Şubat 2010 22:00


Bu hafta, CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, meclis kürsüsünde söylediği bir söz ile bu haftaki yazıma başlamak istiyorum: ‘...Bu memleketin dış ilişkileri Brüksel’de...’
Sizler, bu sözlerle nelerin ifade edtilmek istediğini anladınız. Ben yine de madalyonun pozitif yönünden bakmak istiyorum.
İlk yazımda sizlerle paylaştığım, AB milletvekillerine yapılan anket çalışmasını önce kendi milletvekillerimize mi uygulasaydık acaba?
Soruyorum sizlere, bizim için Avrupa nerede başlıyor ve nerede bitiyor?
Türkiye, neredeyse tüm Avrupa organizasyonlarına üye. AB’nin en önemli ticari ortaklarından biri olan Türkiye’nin AB’ye katılımının stratejik ve ekonomik faydaları saymakla bitmez.
Yüzyıllardır iletişim halindeyiz AB ülkeleri ile... Kimi zaman dost, kimiz zaman düşman...
Siyasi platformda cadı kazanları kaynıyor ama AB’de, Türkiye güvenilir bir siyasi ortak olarak her geçen gün gelişiyor.
Reform süreçlerini başarılı şekilde uygulamaya çalışıyor ve Avrupa’nın ekonomik istikrarına sağladığı katkılardan dolayı taşıdığı önem her geçen gün artıyor.
Genç ve dinamik bir nüfus, ihracata dayalı bir ekonomi, hızla gelişen bilgi teknolojileri toplumu ile Türkiye, AB’nin iç pazarını daha da büyütecek ve Avrupa’nın küresel rekabet gücünü arttıracaktır.
Türkiye’nin AB’ye katılımının her iki taraf için ekonomik açıdan mantıklı, siyasi açıdan doğru ve toplumsal açıdan zenginleştirici bir süreç olduğu bir gerçektir.
Bu süreçte Türkiye’nin, gerek ekonomik gerek siyasal açıdan AB’ye ne kadar ihtiyacı varsa aynı derecede AB’nin de Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Türkiye, AB için siyasi ve ekonomik bir gerekliliktir.
Olaya bu açıdan yaklaştığımızda aslında AB’nin Türkiye’den beklentilerini, AB’nin Türkiye politikalarını ve AB’nin nasıl bir Türkiye görmek istediğini daha net anlayabiliriz.
Belki o zaman ‘Bu memleketin dış ilişkileri Brüksel’de’ sözünün ne kadar gerçek olduğunu görebiliriz.
Hükümetin siyasi görüşü ne olursa olsun, kendi iç çekişmelerimizi bu platformda bir kenara bırakarak,  AB yolunda iktidar ve muhalefet olarak birlikte yürünmelidir.
Evet, dış ilişkilerimiz Brüksel’de olmalıdır. AB’nin attığı her adımı takip etmeli, aldığı her soluğu bilmelidir.
Bu durumda Başmüzakerecimizin hangi partiden olduğu önemli midir? O, hepimizi Brüksel’de temsil eden, adımıza konuşandır.
Ülkemiz kamuoyunda olumsuz bir AB imajı oluşmaya başlamıştır. Bu nedenle AB’nin, Türkiye ile ilişkilerinde geldiği nokta, Türkiye’nin büyük gücünün ve potansiyelinin farkında olunarak, AB için Türkiye’nin hem siyasi hem ekonomik hem de güvenlik açısından ne kadar gerekli olduğu kamuoyuna anlatılmalıdır.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız