| Yapay gündemler |
| Pazartesi, 22 Mart 2010 22:00 | |||
![]() Kuşkusuz ki, şu an için ülkemizin en önemli sorunu; yatırımsızlık, üretimsizlik, dolayısıyla işsizlik ve yoksulluktur. Tarafsız kamuoyu araştırmaları, bu durumu açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor. Ve iktidar partisi de bunun farkında. Yatırım yapacak kaynak bulamayan reel sektör, faizlerin bu kadar indiği dönemde bile bankaların insafına terk edilmiştir. Asıl işlevleri reel sektörü ve piyasaları finanse etmek olan bankalar, bırakın yeni kaynak teminini, eski kredileri bile geri çağırmaktadırlar. İktidara yakın bir kesim ise bu kaynaklardan kolaylıkla ve sınırsız biçimde faydalanmaktadır. KOBİ’ler, küçük esnaf ve sanatkarlar, uluslararası dev AVM’lerin kıskacında, neredeyse bitme noktasına gelmişlerdir. Bizzat Başbakan’ın ağzından da gözden çıkarıldıkları ifade edilmiştir. Uluslararası dev AVM’lerin dümen suyunda hareket eden ekonomi yönetimi, onun gibi düşünen ve bu yoldan nemalanan önemli ve güçlü bir grup, bu duruma karşı çıkanlar için acımasız ve fütursuz bir karalama kampanyası yürütmektedir. İşçi, köylü, memur ve emeklilerin durumları, gittikçe kötüleşmektedir. Kredi kartı ve diğer borçlar yüzünden icra ve haciz işlemlerinde, tarihimizde görülmemiş biçimde artışlar gözlenmektedir. İntiharlar, boşanmalar ve gayrı meşru artmıştır. İktidarda olanlar ve yakın çevreleri, baş döndüren bir hızla zenginleşirken, Ülkenin ve milletin kaynakları, yanlı ve yanlış biçimde paylaşılırken, Medyanın büyük kısmını eline geçiren iktidar, hep yapay gündemler oluşturmaktadır. Yaklaşan seçimler öncesi, her zaman olduğu gibi mağduru oynayabilmek için oluşturulan darbe senaryoları, sabırları zorlanan ve patlama noktasına getirilen devlet kurumları, her gün değişik müdahale ve baskılara maruz kalan hukuk ve adalet sistemi, cesaret bulan ve azan bölücü faaliyetler ve giderek artan kutuplaşma, milletimiz tarafından ibret ve dikkatle izlenmektedir. Pis kokuları ta Almanya’dan çıkan Deniz Feneri davasına yayın yasağı getirilirken, savunmasız kurum ve insanlar, başta TRT olmak üzere, yandaş medya marifetiyle adeta yargısız infaz edilmektedir. Yine, sırf seçim korkusuna imzalanmayan IMF anlaşması bakın neleri içeriyor; Belediye kaynakları sınırlanmalı ve sıkı biçimde denetlenmeli (E, o zaman kömürü makarnayı, buzdolabını vs. hangi kaynakla, nasıl dağıtacaksın?), Sağlık harcamaları sınırlandırılmalı, (oy karşılığı yeşil kartları nasıl dağıtacaksın? Yandaşlarına özel hastaneleri nasıl açtıracaksın? İlaçtaki oyunu nasıl sürdüreceksin?), Doğalgaz ve elektriğe zam yapılmalı (Hiç seçim öncesi olacak iş mi?), Vergi gelirlerinin toplanması özerk(!) bir kurum tarafından yapılmalı ve tüm harcamalarda topyekun tasarrufa gidilmeli (Tasarruf yapması gerekenler zevk-ü safa içinde adeta lale devri yaşarken, acaba ülkemizde özerk kurum kaldı mı?). Son zamanlarda sürekli seçimlerin zamanında yapılacağını tekrarlayan Başbakan, baskın bir seçim için uygun bir zaman kollamaktadır, sırf bu yüzden, IMF anlaşmasına da yanaşmamaktadır. Şimdiye kadar kullandığı mağduriyet malzemeleri artık tükenmeye başlayan AKP iktidarının elindeki son koz, darbe ve darbeyi yapacağını varsaydığı TSK’dır. İşsizlik ve yoksulluğun had safhaya ulaştığı bu günlerde AKP iktidarı, besleme medyasıyla birlikte tüm mesaisini TSK’yı yıpratmaya harcamaktadır. Buradaki beklentisi ise ordunun bir şekilde tepki göstermesidir, böylelikle hem ABD hem de AB’yi arkalarına alacaklarını ve içeride de tekrar mağdur edebiyatına devam edeceklerini düşünmektedirler. Tüm programları ve kararları “günü kurtarmaya” yönelik olan AKP iktidarı, umarım ki ülkemizin yarınlarını kaybettirmesin. Her seçim döneminde, “torbadaki urgan gibi masum ve mağdur” bir görüntü çizen iktidar, umarım ki seçimlerden sonra yine, “çuvaldaki mızrak gibi yaralayıcı ve mağrur” olmasın… REFERANDUM Kendi doğrularından başka doğru kabul etmeyen sayın Başbakan, bazı bakanları ve hukukçu danışmanlarıyla yaptığı toplantılarda, içinde; HSYK üye sayılarının artması, YAŞ ihraç kararlarına yargı yolunun açılması, ombudsmanlık müessesesinin kurumsallaştırılması ve parti kapatmanın zorlaştırılması vs. gibi maddelerin de yer aldığı, Anayasa değişiklik paketine son şeklini vermiş durumda. CHP ve MHP’nin büyük ihtimalle “hayır” diyeceği Anayasa değişikliğinde AKP, BDP’nin 20 oyuna güveniyor. Bu durumda bile oy sayısı, gerekli 367 oyun altında kalıyor ve değişikliğin Meclis’ten geçme ihtimali zayıf görünüyor. Ayrıca bu oylamada, AKP içinden de fire beklenmelidir. Böyle bir durumda ise iktidarın izleyeceği yol, Başbakan’ın da sıkça belirttiği gibi, BDP’nin desteğinin alınması halinde, 330 ile 367 arası bir oy gerektiren, referanduma gitmek olacaktır. Burada BDP’nin şartı ise seçim barajının kaldırılmasıdır. Bakalım, İmralı’daki katile “sayın” diye hitap eden Sayın Başbakan’la, Sayın BDP’liler bir kez daha aynı platformda buluşacaklar mı? Bilindiği gibi referandumda Anayasa değişikliğinin kabulü için, salt çoğunluk tabir edilen, yarıdan bir fazla oy şartı aranıyor. Kendi deyişleriyle, “Sivil Anayasa” hazırlığında olanlar, Korkarım ki; senaryo bu ya, önümüzdeki günlerde karşımıza, birçok yerde devre dışı bırakılan askerle birlikte, örneğin “kolordu” yerine, polis teşkilat kanununda yapacakları değişiklilerle, “pol-ordu” çıkarma gayreti içine girecekler. Artan enflasyonun beklentileri bozabileceği ve faiz artırımlarının yeniden gündeme gelebileceği bu günlerde, işsizlik ve yoksullukla mücadele etmesi ve çare bulması gerekenlerin, iktidarlarını pekiştirmek ve kurumları ele geçirmek adına, uğraştıkları işlere bakın… Ve lütfen, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini ve Nutku bir kez daha okuyun… Ali Osman Memiş'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

